Şubat 23rd, 2010

Asma Yaprağında Kereviz Dolması

Posted on 23 Şub 2010 at 4:50pm

Malzemeler :

* 4 Kereviz 3 Soğan 1 Su B. Pirinç 1 Çorba K. Dolmalık Fıstık 2 Çorba K. Kuş Üzümü Maydanoz Dereotu Limon Grass Tuz Karabiber Yenibahar Toz Şeker Zeytinyağı Su * Sarmak İçin: Asma Yaprağı Zeytinyağı

Hazırlanışı

Tavaya sıvıyağı dökün ve dolmalık fıstıkları biraz kavurun. Soğanları doğrayın ve tavaya koyup kavurmaya devam edin.

Pirinci yıkayın. Ardından pirinç ve kuş üzümünü ekleyerek tekrar kavurun. Şekeri de ilave ettikten sonra suyunu dökün. Doğranmış dereotunu ve maydanozu doğrayıp içine ekleyin ve iyice karıştırın. İç harcı tamamen pişmemeli. Üzerine baharatları da döküp karıştırın.

Kerevizleri üst ve alt tarafından kesin, soyun ortasından ikiye bölün ve içini boşaltın. Hepsini bu şekilde ayıkladıktan sonra suya koyun.

Tencerenin zeminine limon grassı ya da bir limonu doğrayın. Kerevizlerin içini iç harcıyla tepeleme doldurun ve üzerlerini 1 ya da 2 asma yaprağıyla kapatın. Yağlı kağıdın içine sarın ve tencereye yerleştirin.

Hepsini yerleştirdikten sonra kereviz saplarını da üzerine koyun. Sıvıyağını ve suyunu döktükten sonra pişmeye bırakın.

Afiyet Olsun

Hamilelikte Vücut Bakımı, Her Zamankinden Önemli

Posted on 23 Şub 2010 at 4:46pm

Bursa Zübeydehanım Doğumevi Başhekim Yardımcısı Özer Kutlu, kadın vücudunun hamilelik sırasında diğer zamanlardan daha fazla bakım istediğini bildirdi. Kutlu, yaptığı açıklamada, hamileliğin kadının hayatında hem fizyolojik hem de psikolojik olarak önemli bir dönem olduğunu belirtti. Hamile kadınların bu dönemde bedenlerine gösterdikleri ilginin, hem sağlıklı bir hamilelik dönemi geçirmelerini hem de doğum sonrasında vücudun eski haline kolayca dönmesini sağladığını ifade eden Kutlu, şunları söyledi:

”Kadın vücudu hamilelik sırasında diğer zamanlardan daha fazla bakım ister. Bu yüzden kadınlar hamilelik döneminde vücut temizliğine ve bakımına gerekli ilgiyi göstermelidir. Ancak bunu yaparken de çok dikkatli olunmalı. Gebelik sırasında günlük yıkanma alışkanlık haline getirilmelidir. Çünkü bu dönemde ter bezleri normalden fazla çalışır. Yıkanırken kullanılan su 37-38 derece olmalıdır. Aşırı sıcak su hamileler için zararlıdır. Ayrıca banyo süresinin 15 dakikadan fazla olmamasına dikkat edilmelidir. Aksi takdirde kanama geçirme riski artar.”

Kutlu, hamilelerin banyo yaparken, hiçbir zaman kapıyı kilitlememelerinin, hatta evde kimse olmadığı zamanlarda banyo yapmamaya özen göstermelerinin önemli olduğunu vurguladı. Hamilelik döneminde cildin sağlıklı bir şekilde nefes almasının önemli olduğunu kaydeden Kutlu, ”Bu yüzden bu dönemde yatmadan önce makyaj mutlaka temizlenmeli, yüze ellere besleyici krem sürülmelidir” dedi.

Gebelik döneminde saçlara istenilen şekli vermenin her zamankinden daha zor olabildiğini anlatan Kutlu, bu dönemde parlaklıklarını, canlılıklarını yitiren saçların sık sık yıkanması ve saç tipine uygun bakım yapılmasının sorunu büyük ölçüde gidereceğini vurguladı. Kutlu, el ve ayak tırnaklarının gebelik sırasında donuk renk aldığını ve kolayca kırıldığını dile getirerek, şöyle konuştu:

”Tırnakların katmanlarının ayrılmaması için güçlendiricili parlatıcılardan kullanabilir. Hamile kadınların tükürüklerinde bulunan ve diş minelerini etkileyen maddeler, bu dönemde diş çürümelerine sebep olur. Ayrıca dişlerin sağlamlığında rol oynayan flor maddesi de yeterince sağlanamaz. Bu nedenle hamilelik döneminde hiçbir ağrı duyulmasa bile diş doktoruna düzenli olarak gidilmelidir. Arada sırada dişleri antiseptikle çalkalamak da mikropların dişlerde yuvalanmasını önleyecektir.”

Reçel Yaparken Dikkat

Posted on 23 Şub 2010 at 4:36pm

Reçel Yaparken Dikkat

Reçel kaynatılacağı zaman mümkün olduğu kadar taze ve olgun meyvalardan seçilmeli, bunlardan en ufak bir çürük bulunmamalıdır. Reçel kaynarken tahta kaşıkla karıştırılmalıdır. Reçelin üstünde kaynarken oluşan köpükler, kaynama bittiği zaman sıcak suya batırılmış madeni bir süzgeçle alınmalıdır. Reçelin çok köpürmesini istemeyen kimseler, reçel kaynarken içine çok küçük bir parça tereyağ atmakla bunu önleyebilirler. Reçel kıvama geldikten sonra, çabuk bozulmaması için, sıcak ve iyice kurulanmış kavanozlara, ağzına kadar doldurulmalı ve üzeri hava geçirmeyen bir kağıt veya naylonla örtülmelidir. Reçel kaynatılırken şeker miktarı ne çok fazla, ne de az olmamalıdır. Her iki halde reçel sulanarak bozulur veya kaynatıldıktan kısa bir süre sonra bozulur, şekerlenir, küflenir. İçi dolu reçel kavanozları çok sıcak olmayan havadar bir yerde korunmalıdır. reçel kaynatılırken şurubun kıvama gelip gelmediği, küçük bir tabak içindeki soğuk suya, şuruptan birkaç damla damlatmakla anlaşılabilir. Şurup damlaları suyun içinde yayılmayıp top top durursa kıvama gelmiş demektir. Şeftali Reçeli Çekirdekleri çıkartılmış 1 kg. şeftali, 1,5 kg. toz şeker, 4 bardak su, 2 yemek kaşığı limon suyu. Kabukları soyulup, çekirdekleri çıkartılmış ve dilimlere ayrılmış şeftalileri içinde su olan bir kaba alın. Ayıklama bitince tencereye şeker ve suyu koyun. Orta hararetli ateşte önce şeker eriyinceye kadar daha sonra da harlı ateşte kaynatın. Buna; sudaki şeftalileri, süzdükten sonra ilave edin. Reçel koyulup kıvama gelinceye kadar kaynatmaya devam edin ve limon suyunu ilave edip, bir taşım daha kaynatın. Kavanozlara koyup, ağızlarını folyo kağıt ile kapatın. reçel soğuduktan sonra kapaklarını kapatıp kaldırın.

Permalink  |  Tagged with:

Aile, ‘Gürültü’dür!..

Posted on 23 Şub 2010 at 4:34pm

Curcuna… Koşuşturmaca… Kovalamaca… Kavga… Bağrışma…

Akşama kadar başı şişer (!) birçok annenin…

Kimin kimi sevdiği belli değildir evde…

Kimin kime kızdığı…

Kimin kimi çimdiklediği… Hep “o” başlatmıştır tartışmayı…

“Bunu kim böyle yaptı?” diye bağırarak işe başlayınca anne, doğal olarak da suçluyu (!) asla tayin edemez… Çünkü hep “O başlattı anne… Ben hiçbir şey yapmadım…” cevabını alır çocuklarından.

Ayyy ne gürültü!..

Gürültü mü?..

Şimdi biz bütün bu olanları sadece “gürültü” olarak mı değerlendireceğiz?

Eğer başlangıçta anlatılanların “gürültü” olduğunu düşünüyorsanız lütfen bu yazıyı çok ama çok dikkatli okuyun…

Yukarıdakine benzer sayısız cümle duyuyorum ailelerden. Bıkmış, usanmış, çocuklarının gürültüsünden ne yapacağını şaşırmış birçok aile…

Bu ve benzeri şikâyetleri olan ailelerle bir araya gelince; çok sevdiğim ve fikirlerini kendime yakın hissettiğim sevgili Talat Parman’ın “Aile Gürültüdür” başlıklı yazısı aklıma geliyor hep…

Aile gürültüdür!..

Doğal seslere çağrışım yapan “gür” kökünden türetilen gürültü, çıkış tanımından da anlaşılacağı üzere insandan gelen, doğal seslere işaret ettiği gibi, şiddeti de çağrıştırmaktadır.

Gürültü doğallıksa, doğal seslere işaret ettiği anlaşılmışsa -ki tam olarak böyle anlaşılmalıdır- gürültünün, ailesel anlaşım anlarının olmazsa olmaz koşullarından birisi olduğunun da anlaşılması gerekir.

Ailesel anlaşım anları ne demek?

Ailenin, ailenin tüm bireylerinin birlikte yaşadığı, paylaştığı özel anlardır.

Böyle anlar günde, hatta haftada kaç kez geçiyor ki elimize? Demek ki bu anlar, gerçekten özel anlar olmayı başarıyor bir anlamda…

Evlerde ortak alanlar vardır. Olmalıdır da. Salon gibi, mutfak gibi ortak alanlar…

Bu alanların, özel “an”larla süslendiği en önemli zamanlar, ailece birlikte yemek yediğimiz anlardır. Aile içindeki eşitsizliğin altının daha az çizildiği, kuşaklar ve cinsler arası farkın daha az belirgin olduğu anlar, masa başında yemek yediğimiz zamanlardır.

Bu nedenle birlikte yemek yemek, aile için etkileşim ve aile içi paylaşım açısından son derece önemlidir.

Yemeğin hazırlanıp sunulması kadar, tüketilmesi de törensel özellikler taşır. Yemeğin tüketiminin paylaşımı, insanın biyolojik ihtiyacını gidermesinin çok ötesinde bir anlam taşır. Sofra başında, ailenin kültürü çocuklara yansır.

Günümüz ailesin için, bir masa çevresinde toplanmak ve birlikte yemek, ailenin tüm bireylerinin kuşak ve cinsiyet farkı gözetmeksizin birlikte/eşit olmaları demektir. İletişim, birlikte olma, dayanışma, paylaşma anıdır bu…

Ancak bu anlar, ailede gerginliklerin ortaya çıkmasına, karşılıklı hesapların görülmesine ve ailenin özellikle kriz dönemlerine de tanıklık eder. Yemekler, bu zorlu konuşmaların yaşandığı anlar bile olabilirler…

Öyleyse hemen önemli bir saptama yapmak gerekir.

Gürültü, yalnızca ailenin oluşumunda ve temellerinin atılımında yoktur. Ailenin yaşamını sürdürmesinde de vardır.

Gürültü kimi kez rahatsızlık verir, hatta korkutucu bile olabilir. Ama aynı zamanda yaşam ve canlılık da demektir.

…çünkü asıl rahatsız edeci ve korkutucu olan sessizlik değil midir?

Beynime kaydettiğim bu düşünceleri, kendi ifadelerimle sizlerle paylaşmak istedim.

Ama isterseniz son bölümünü Talat Parman’ın cümleleriyle noktalayalım:

“Riminili dahi sinemacı Frederico Fellini, çoklarına göre en iyi filmi olan ve ‘Anımsıyorum’ anlamına gelen Amarcord da, 30′lu yılların tipik bir İtalyan ailesinin yaşamını, küçük bir çocuğun, Tita’nın gözünden aktarır.

Amarcard, kimilerinin becerikli bozguncu olarak tanımladığı Frederico Fellini’nin bu hüzünlü filmi, tüm erkelerin kalbini çalan kasabanın güzeli Gradisca’nın, bir jandarma subayıyla evlenip, uzak bir yöreye gitmesinin kutlandığı düğün yemeğiyle biter.

Herkes, neşe ve hüznün karmakarışık olduğu ve kaçınılmaz olarak gürültülü bir coşku içinde fotoğrafçıya poz verirken, filmin ilk sahnesinde de olduğu gibi, küçük pamuk kümelerini andıran şeytanarabaları uçmaktadır gökte. Tapınağa sessizce konan şeytanarabaları bir yılın bittiğini muştulamaktadır. Yalnızca bir yılın mı? Hayır… aynı zamanda Titta’nın çocukluğunun, yani bir dönemin de bittiğini!

Peki, biten çocukluğumuzdan bize hangi gürültüler kaldı?

Erişkin yaşamımızın sessizlik anlarında, evimizin, ailemizin bugün belki de artık çoğu hayatta olmayan kahramanlarının gürültülerini duyar gibi oluruz.

Kendi kurduğumuz evlerde, ailelerde, geçmişin silinmeye yüz tutmuş gürültülerini, hiçbir zaman aynısı olmayacağını bilerek yenilemeye çalışırız…

Çünkü biz biliriz ki… GÜRÜLTÜ YAŞAMDIR!..”

Sevgiyle… Ama en gürültülü sevgilerle kalın

Mehtap KAYAOĞLU

Çocuğunuzun bademcikleri sık sık şişiyorsa..

Posted on 23 Şub 2010 at 1:45am

Çocuklarımızın bazen de biz büyüklerin bademcikleri sık sık şişer veya kızarır. Böyle durumlarda pratik ve doğal bir yöntemle tedavinizi evde yapabilirsiniz:

Bir bardak kaynatılmış ve soğutulmuş suyun içine, bir tatlı kaşığı karbonat atıp, 6-7 damla tentürdiyot damlatın. Bildiğimiz kulak kürdanına yine bir damla tentürdiyot damlatarak, öncelikle çocuğunuzun yada kendinizin iltihaplı boğaz bölgesini temizleyin.  Daha sonra sorunlu boğaza gargara yapın.