Fedakâr hanımlar kalplerindeki sevgiyi örüyor
Anadolu’nun bağrında rengarenk bir gülistandır fedâkâr hanımlar. Her mevsim canlıdırlar. Bâzen bahar gülü olurlar, bâzen yaz gülü, bâzen de güz gülü. Baharda, pırıl pırıl güneşin altında renk renk, desen desen açarlar. Çiseleyen nisan yağmurunun ardından gökkuşağı gibi parıldarlar. Çevrelerinde bülbüller nağme nağme şakırlar.
Onların bulunduğu meclisler Cennet esintilidir. Sîmâları ışık saçar. Zirâ hep hayırda yarışırlar. İhtiyaç sâhibi herkese el uzatırlar. Hele bir de ilme olan düşkünlükleri yok mu! Sabah kahveleri, ikindi çayları boş geçmez. Bilgilerine bilgi katarlar. İlk emrin ‘oku’ olduğunun bilincindeler, okurlar; eğitime âşıktırlar, okuturlar. Her biri mahallelerinin mânevî direği, fedâkârlık âbidesi. Kimi üşüyen bir talebenin kazağı olur ısıtır, kimi yağmurda ıslanan birine şemsiye olur yetişir, kimi karda atkı olur şefkatli kollarıyla sarar mânevî yavrularını. Hepsinin de derdi-duası birdir. Pırıl pırıl Türk gençlerini cehâlet karanlığına düşmekten korumak, eğitimle milletine faydalı nesiller yetiştirip, insanlığa faydalı olmak. Bundandır ki aslâ bıkmazlar. Gün gelir yaz gülü olurlar. Baharda goncalanan güller yaprak yaprak kabarır, katmerleşirler. Minik arılara bal olmaktır dertleri. Petek petek sevgi verirler irfan kovanında vızıldayanlara. Yaz sıcağında koşuşturmaları bitmez. Kışa hazırlanan karınca gibi, ihtiyaç sâhibi öğrencilere tane tane pirinç biriktirirler. Ağustosböceklerinin tembellik çağrılarına tıkalıdır kulakları. Ne tatil köyleri ne de deniz sahilleri alıkoyamaz onları. Dökülen her damla ter seher vaktindeki çiğ taneleri kadar berraktır. Güllerden süzülen şebnemler misâli kudsîdir, pâktır. Gün gelir güz gülleri olurlar; zannetmeyin sonbaharda sararıp solarlar. Bu güller aşılıdır. Hem öyle bir aşı ki kışın bile kardelenlerle yarışır. İnanç ve azim vardır gönüllerinde. Anne şefkati, vatan sevgisi, yardımlaşma ruhu ve fedâkârlık bilinci diri tutar onları. Mâzisinden aldığı gücü âtîsine aktarma arzusuyla coşarlar. İşte bu coşkunun taştığı mekânlardan biridir kermesler. Okullarla beraber açılmaya başlayan kermeslerde bir arada buluşur kâbiliyetler. Kimi aşçılığını konuşturur, kimi terziliğini. Sultan, Zehrâ ve Hacer hanımlar hazırlamışlar yumak yumak ipleri. Çeyizlik örtüler, desen desen danteller işliyorlar. Normalde onlar için bu örtüler güzel olsa da, fânî birer kumaş parçası. Ancak niyetler hayır olunca, Cennet örtüsüne dönüşüverirler. İş işledikleri tığlar, dikiş diktikleri iğneler küçük metal parçalarıyken, maksat kermes olunca her biri âdetâ Cennet incisi. Bismillâh diyerek kılıcını kayaya vuran, kayayı baştan başa yaran ve; “Evlât! imansız kılıç yalnızca bir demir parçasıdır, onun kuvveti kalpten gelir.” diyen ecdâdı gibi ihlâsla ve güzel niyetleriyle bu basit eşyalara bile çok derin mânâlar katıyorlar. Dünya güzelliklerini fânîlikten ebedîliğe taşıyorlar. Çalışmalarını görüp; “Hayırdır, bu hazırlık niye, düğününüz mü var.” diyenlere, “Evet, ama bildiğiniz düğünlerden değil, kermesimiz var, geliriyle pek çok insanın, öğrencinin ihtiyacı görülecek, bizimkisi mânevî bir düğün” diyerek cevap veriyorlar. Bu cevaptan etkilenen komşular, bir iki saat içinde sıraya diziliyor, her birinin elinde birer parça eşya, onlar da hayır kervanına katılıyorlar. Sema ile Makbûle yeni gelin. Çeyiz sandıklarını açıp özene özene işledikleri lavanta kokulu örtülerden en güzellerini seçip getiriyorlar. ‘Madem hayır çarşısı, en beğendiğimizi seçip getirdik. Biz de nasiplenelim istedik.’ diyerek uzatıyorlar ellerindekini. Nakış kursuna giden Hacer, Mesude ve Fatma gergeflerini kapıp geliyorlar. Her ilmek, duası alınacak ihtiyaç sahipleri için bir şeyler yapabilmenin huzuruyla atılıyor. Arada şükürle süzülen birkaç damla ıslatıyor örtüleri. Çünkü hayır namına yapılan her daveti, namaza çağıran ezan misâli, Rablerinin rızasına çağıran bir nidâ olarak değerlendiriyor, ‘Hamd olsun, Rabbim kendisine ibâdet için beni çağırıyor, ne büyük nasip, demek ki beni seviyor ve seveceği amelleri yapmamı istiyor.’ diyerek duygulanıyorlar. Asiye, Adâlet, Hatice ve Gülten hanımlar aşçılığını konuşturanlardan. Tepsi tepsi baklava yapıyorlar; hem de hâlis ev baklavası. Gel de yeme..! Şerbetleri billur gibi. Kapış kapış tükeniyor. Bu güzelliklerden minikler de nasipleniyor. Asiye ve Adâlet hanım evde hazırladıkları baklavaların etrafında dolaşan çocukları Suat ve Merve’ye, “Sakın bir dilim bile almayın, biz bunu kermes için yaptık.” diye îkâz ediyor. Bunun üzerine çocuklar, ‘Siz ye deseniz bile yemeyiz, hadi bir an önce kermes salonuna götürelim de misk kokulu baklavaların ilk müşterisi biz olalım, biriktirdiğimiz harçlıkları bugüne saklıyorduk, hem yiyelim hem de sevap kazanalım.’ diyorlar. Stant başında bulunan Şermin Hanım’ın oğlu Yusuf Ömer’in, bir o köşeye bir bu köşeye koşuşturması da ne hoş! Melek Hanım bir şark köşesi hazırlamış; minderler, kilim desenli çantalar, bakır tepsiler, gümüş ibrikler.. nostaljiyi sevenler için vazgeçilmez ürünler sergileniyor. Bu arada, ‘Ah! Şu çiğköftemizi nerede yoğursak?..’ diye dolanan Zeliha ve Sâlime hanımlar şark köşesini görünce dayanamıyor, kuruluyorlar baş tarafa. Yüreklerindeki sevgiyle yoğururlarken çiğ köfteleri, uzun bir kuyruk çoktan oluşuyor bile. Solmaz, Âsûde ve Çiğdem hanımların elleri hamurlu. Anlaşılan mantıcılar yine Hızır gibi yardımda. Sıcak mantı servisi hazır durumda. Yiyenler bir tabak daha istiyor. Mine ve Mehpare hanımlar içli köfte yapmışlar; sormayın gitsin! Görenlerin içi gidiyor. Neşe, Semra ve Tayyibe hanımlar, kavanoz kavanoz salça, sos, komposto, turşu hazırlamışlar. Ramazan’ı bekleyen pek çok ev hanımı, fırsatı iyi değerlendiriyor ve şimdilerde iftar sofralarını tabak tabak süslüyorlar. Cömert İnegöl halkının desteği ile, birkaç güzel gün böylece bitiyor. Gün sonlarında İnci ve Şâkire hanımlar çay demliyorlar. Stant başında duran, kermes işinde koşuşturan herkese bardak bardak sunuyorlar. ‘Oh! Bu tatlı yorgunluğun üstüne nasıl da güzel gidiyor çaylar. Zemzem misâli.’ Pek çok dua alıyorlar. Bu kermeste her şey var. Yapan kârda, yiyen kârda, alan kârda, satan kârda. Meyveler, kuru gıda çeşitleri, temizlik ürünleri, toka ve kırtasiyelik eşyalar, yiyecekler, örtüler. Ama var olan en güzel şey, yardımsever, gözleri ümitle bakan pırıl pırıl hanımların fedâkârlığı, sergiledikleri dayanışma ve kardeşlik tablosu. Hele bir de menfaat bataklığında kaybolup giden pek çok insana inat, gösterdikleri âlicenaplık ve yüksek ruh, takdire şâyân. Onlara bakıp örnek almamak ve şöyle düşünmemek mümkün mü; ‘Ey, kalpleri gibi sîmaları da aydınlık hanımlar! Gitgide kirlenen dünyada, tertemiz kalan sizlersiniz. Bir yanda kir akarken bir yanda nur olup coşan sizlersiniz. Bir gün dünya misafirhanesini altın nesle miras bırakacak sizlersiniz. Cennet-âsa bir baharda gonca gonca açan, çevresine tohumlar saçan güller de sizlersiniz.’ Yüce Beyan’da, ‘Rabbinin izniyle her vakit meyvesini verir.’ (İbrahim, 25) diye anılan kudsîlere benzersiniz. Evet, rengarenk bir gülistandır, her mevsim açar Anadolu’nun fedâkâr hanımları.
GÜL KUSURSUZ
Read Also
