BULUTLAR SEVGİYE AĞLAR… Kendimi bildim bileli, bu beldede böyle bir kuraklık görmedim. Ekinlerimiz yandı, toprağımız kavruldu. İçmeğe bile su bulamaz olduk. Hiçbirine aldırmıyorum, ama şu çatlamış dudakların yok mu, beni kahrediyor çiçeğim. Eğer “Candan Dede”, bu seferki duaya herkes katılsın demeseydi seni buraya kadar yormazdım.
Muhip Amca, bir yandan yorgun dizlerini ovuştururken bir yandan da Zehra Anne ile konuşuyordu.Kuraklık canlarına tak etmişti bütün köylünün. Kaç kere çoluk-çocuk dua dua yalvarmış ama tek damlanın dahi düştüğünü görmemişlerdi. Son çare olarak Candan Dede’ye müracaat etmişlerdi. Samimi davranışlarından dolayı, herkesin böyle çağırdığı Candan Dede:
-Önümüzdeki Cuma günü Boztepe’ye çıkalım, fakat bütün ahali orada olsun, herkes duaya iştirak etsin, dedi.
Onun için bütün köylü bugün Boztepe’deydi. Candan Dede bir kayanın üzerine çıkarak:
-Ey ahali, susuzluk çektiğinizi görüyorum ve bunun ne demek olduğunu da kendi susuzluğumdan biliyorum. Ama ne yapabiliriz ki… Her şeyin sahibi O’dur. Bazen susuz bırakır, darlık verir; bazen bereket yağdırır, genişlik verir.
Ama biz her hâlükârda istikametimizi korumalıyız. Dahası birbirimize iyi günde kötü günde hep sevgi ve merhametle muamele etmeliyiz.
Bir müddet sustuktan sonra “Şimdi hepimiz içten bir tövbe edelim.” dedi.
Gözlerim kapattı. “Allah’ım, dar günlerimizde yaptığımız isyanlar, geniş vakitlerimizde işlediğimiz günahlar için bizi affet. Yapmamız gerekip de yapmadıklarımızdan, söylememiz gerekip de söylemediklerimizden, düşünmemiz gerekip de düşünmediklerimizden dolayı bizi affet.” Bütün köylü “Amin” dedi. Candan dede gözlerini açtı: “Rabb’imiz için ne yapsak azdır, ama bugün burada O’nun için yaptıklarımızdan ziyade, birbirimize olan sevgimiz, yağmurun yağmasına vesile olur kanaatimdeyim.” dedi ve ardından sözlerine şöyle devam etli:
“Şimdi evlendiği günden beri birbirini hiç kırmamış kişiler varsa onlar öne çıksın.”
Bütün ahali, meraklı gözlerle birbirlerine bakmağa başladı. Gözler etrafı bir hayli gezdikten sonra bakışlarını yere indirdi. Herkes kimlerin çıkacağını merak ederken, Muhip Amca mahcup ve yumuşak bir sesle “Söyle çiçeğim, seni hiç kırdım mı evlendiğimiz günden beri?” dedi. Zehra Anne’ye her mevsim ayrı hitap ederdi. “Neden böyle hitap ediyorsunuz?” diyenlere bir şey söylemezdi. Zehra Anne bile bunun sebebini sorduğunda, “Sana karşı dilimin kilidi yoktur; ama, müsaade edersen sebebi bende kalsın.” cevabını almıştı.
Muhip Amca’nın bu beklenmedik sorusuna, Zehra Anne tereddütsüz “hayır!” cevabını verdi.
Bunun üzerine ürkek adımlarla kalabalığı yararak en öne geçtiler. Evlendiği günden beri birbirlerini kırmamış bir çifti bulmanın sevinciyle Candan Dede:
-Muhip kardeş bu duayı siz yapmalısınız, dedi.
Bütün köylü tarafından, duasının kabul olduğuna inanılan hatta bazı kerametlerine şahit olunan Candan Dede’nin bu teklifi karşısında Muhip Amca şaşırdı:
-Estağfurullah Candan Dede, siz varken dua etmek bize düşer mi?
-Evlendiği günden beri birbirini kırmamış iki insandan daha layığını görmüyorum bugün dua için. Merhameti, merhamet etmeyi ve sevmeyi bilen yüreklerin ağızlarıyla istemeliyiz. Candan Dede kararlıydı, duayı kendisine yaptıracaktı. Bakışları öne düştü. Duaya nasıl başlayacağını düşünmeğe başladı. Kalbi heyecandan küt küt atıyordu. Yerden kalkan bakışları Zehra Anne’nin aydınlık yüzünde gezindi ve susuzluktan çatlamış dudaklarına mıhlandı.
-Ya Rabb dedi içinden, aslında söz söylemesini bilirim, lakin şu anda ne söyleyeceğimi bilemiyorum. Bu kulların Senden merhamet bekliyor. Onları Senin kadar sevemem, hiçbirisine Senden öte merhamet edemem. Aslında hiç birisinin vekili de değilim. Bu yüzden onlar için yağmur isteyemeyeceğim, ama ey benim güzel Allah’ım, bir emanet sahibine göre değer kazanır ve Zehra Hanım’ı emanetin olarak gördüm. Emanetini de hep aziz tuttum. İsyan olmasın dîye bu kuraklığa da bunca zaman sabrettim. Ama sen biliyorsun onun susuzluktan çatlamış dudaklarının beni nasıl kahrettiğini. Eğer kudretim olsaydı Rabb’im, kanımı su yapar, ona içirirdim. Ama acizim işte. Şimdi bu acizliğimle yalvarıyorum: Ya Rab! yanık bağrıma değil, yanmış ekinlerime de değil, susuzluktan dudakları çatlamış bendeki emanetin için, bize yağmur ver. Su Ya Rab, su Ya Rab, su Ya Rab!… Muhip Amca’nın gözyaşları süzüldü yanaklarından. Damlalar göğsüne düştüğü an, büyük gürültülerle sarsıldı Boztepe. Önünde kavuşturduğu elleri yanlarına düşerken, suskun diline bedel bir rüzgâr “su..su..” diye esti ve Boztepe’deki bir-iki ağacın kollarını semaya kaldırdı.
Ardından dua olup çığlık çığlık haykırdı “Suuu…suuu!”… Ürperdi bütün Boztepe. Kuru otlar, hatta kara taşlar “Su” dîye inledi ve ansızın bulutlar toplandı Boztepe’ye, Muhip amcayla beraber ağlaştılar. Gözyaşlarını emanetinin susuzluğu için yarıştırdılar. M.SACİD ARVASİ
Hazret-i Sevde Cenâb-ı Hak, Peygamber Efendimiz’i bizlere “Üsve-i Hasene” (en güzel örnek) olarak göndermiş ve Ahzâb Sûresinde O’nu -sallallâhu aleyhi ve sellem- şu şekilde takdim etmiştir:
“Andolsun ki, Rasûlullah’da sizin için, Allâh’a ve âhiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allâh’ı çok zikredenler için bir «Üsve-i Hasene (en güzel örnek) » vardır.” (Ahzâb, 21)
Bu âyet-i kerime, yeminle başlamış ve Rabbimiz Peygamber Efendimize (s.a.v.) ve O’nun örnek hayatına dikkatleri çekerek müslümanlar için Peygamberimizin mevkiini bildirmiştir. Muhakkak ki, bu “örnek model olma vasfı” hayatın her kademesindeki insanı içine alacak şekilde geniş ve kapsamlıdır.
Şüphesiz insan hayatının en önemli dönüm noktalarından birisi de evlilik ve âile hayatıdır. Bilindiği üzere âile, toplumun en küçük ve vazgeçilmez okuludur. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) çeşitli şart, durum ve sebeplerle yapmış bulunduğu evliliklerin en önemli hikmetlerinden birisi “âile hayatında da insanlara örnek olmak” tır.
“Ümmühât-ı Mü’minîn” (mü’minlerin anneleri) olan Peygamber Efendimizin eşleri, toplum içerisindeki mevki, hayat şartları, mizaç, kabiliyet ve alışkanlıkları açısından birbirinden farklıdır. Dolayısıyla Peygamberimiz, çok çeşitli kültür ve şahsiyetler arz eden vâlidelerimiz vesîlesiyle ümmeti içerisindeki farklı âile yapılarına da model oluşturmuştur.
Geçen sayılarımızda Hazret-i Hatice annemizin hayatını anlatıp bu nümûne hayattan biz mü’min hanımlara çeşitli ibretler çıkarmıştık. Bu sayımızda ise Peygamberimizin pâk Zevce-i Muhteremeleri’nden ikincisi olan Hazret-i Sevde annemizin yaşantısına misafir olup onun hayatından kendi hayatımıza inciler devşirmeye gayret edeceğiz.
* * *
Bilindiği üzere Hazret-i Hatice ile Ebu Tâlib’in peşpeşe gelen vefatları Peygamber Efendimizin ve ashabının çok derin üzüntülere gark olmasına sebep olmuştu. Nitekim İslâm Tarihi’nde bu seneye “Hüzün Yılı” denmiştir.
Bir yanda 25 yılı aşkın bir süre devam eden evlilik hayatıyla alıştığı yardımcısı, çocuklarının anası ve sevgili hanımı Hazret-i Hatice’nin yokluğu; diğer taraftan çeşitli yaşlardaki altı evlâdı ile ilgilenecek kimseden mahrûmiyet, Mekke’de çekilen sıkıntılar ve amcası Ebû Talib’in himâyesinin de bitmiş olması Peygamber Efendimiz için büyük zorluklar getirmişti.
Ev hayatına çeki düzen verecek, çocukların ihtiyaçlarını karşılayacak ve kendisini tesellî edecek olgun bir ev hanımına ihtiyaç vardı. Ev tamamen idarecisiz kalmıştı.
Bütün bunlar bir araya gelince üzülmemek mümkün değildi. Müslümanlar, ondaki bu durumu fark ediyor, fakat bir şey de söyleyemiyorlardı. Bu suskunluk, Osman b. Maz’un’un hanımı Havle binti Hakim’in bir gün:
“-Ya Rasûlallah! Hatice’nin ölümünden sonra seni çok üzgün görüyorum.” demesi ile bozulmuştu. Bunun üzerine Hazret-i Peygamber:
“-Evet, o çocuklarımın anası ve evin yöneticisi idi.” dedi. Bunun üzerine Havle:
“-Ey Allâh’ın elçisi, sana hizmet edecek bir kadın lâzımdır. Eğer emredersen bir araştırayım.” dedi.
Hazret-i Peygamber münasip birinin bulunup bulunmayacağını sorunca o da:
“-Ya Rasûlallah, eğer isterseniz kız da, dul da bulunur.” dedi. Peygamberimiz:
“Kimler vardır?” deyince o:
“-Kız isterseniz dostunuz Ebû Bekr’in kızı, dul isterseniz o zaman da Sevde binti Zem’a vardır.” dedi.
Bunun üzerine Hazret-i Peygamber, Havle’ye her ikisinin de olabileceğini söylemişti. Havle, Hazret-i Peygamber’in tasdîkini aldıktan sonra Hazret-i Sevde’yi Hazret-i Peygamber’e istemeye gitti.
Hazret-i Sevde ve kocası Sekran (veya Şükran) b. Amr, Mekke’de müşriklerin ezâ ve işkenceleri dayanılmaz boyutlara çıkınca Peygamber Efendimizin izni ve işâreti ile ikinci Habeşistan hicretine katılmışlar ve Mekke’yi terk etmişlerdi. Müslümanlığını muhafaza edebilmek için doğup büyüdüğü evini ve vatanını terk etmiş olan Sevde -radıyallâhu anha-; kocasının Habeşistan’da hristiyanlığa meyletmesi üzerine tek başına kalmış ve nice sıkıntılara rağmen dinini muhafazaya devam etmişti. Daha sonra kendi kıt imkânlarıyla Mekke’ye geri dönmüş bulunan Hazret-i Sevde’nin maddî durumu da iyi değildi. Kendi ihtiyaçlarını karşılayacak bir geliri olmadığı gibi dışarıda herhangi bir yerde çalışamayacak kadar yaşlı bir kadındı. Bu kimsesiz kadını, memleketin âdetine göre himâye edebilecek hiç bir vâsıta da yoktu. Onun yaşça olgun olması, çocuklarının terbiyesi için gerekli idi. Peygamber Efendimiz bir yandan da Hazret-i Sevde’nin İslâm için çekmiş olduğu bu kadar sıkıntıyı hafifletmek ve himâye etmek niyeti taşıyordu. Rasûl-i Ekrem, kendi geçimini zorlukla temin etmesine rağmen, bu sebeplerle Hazret-i Sevde ile evlenmeye karar vermişti. Hazret-i Sevde, bu teklifi olumlu karşıladı ve babasından izin alınması gerektiğini söyledi. Hazret-i Sevde’yi, Peygamber Efendimize istemek üzere Sevde vâlidemizin babasına giden Havle’ye, Hazret-i Sevde’nin müslüman olmayan babası:
“-O iyi ve ikramlı bir küfüvdür (denktir, eştir)!..” diyerek muvâfakatını bildirdi.
Bu muvâfakat üzerine miladî 620 (hicretten 3 yıl önce) Ramazan veya Şevval ayında evlilik gerçekleşti. Böylece Rasûlullah, Hazret-i Hatice’den sonra ikinci evliliğini yapmış oluyordu.
Hazret-i Sevde’nin bu evliliğine o dönemde henüz müslüman olmayan kardeşi Abd b. Zem’a karşı çıkmıştı. Hatta nikâh esnasında Câhiliyye âdetleri üzere hacda bulunan Abd b. Zem’a, haccını yarıda keserek geri döndü, saçını başını yolarak bu evliliğe râzı olmadığını gösterdi. Daha sonra İslâm dinini kabul edince o gün yaptıklarına pişman olacak ve yaptıklarından utanarak:
“-Sevde binti Zem’a'nın Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- ile evlendiğini duyunca, saçlarımı yolduğum, başıma ve yüzüme topraklar serptiğim zamanki kadar gülünç duruma düştüğümü hatırlamıyorum.” diyecektir.
Hazret-i Peygamber’in, Hazret-i Sevde’den çocukları olmadı. Fakat o, Hazret-i Peygamber’in çocuklarına öz anneleri gibi baktı. Peygamberimizle evlendiği zaman 50 yaşlarında idi.
Mekke halkı ve özellikle Kureyş kabilesi, Hatice’nin ölümünden sonra Rasûlullah’ın böyle yaşlı bir dul ile evlenmesini bir türlü anlayamadı. Hazret-i Sevde ne zengindi, ne gençti, ne de çok güzeldi. Buna rağmen Hazret-i Peygamber onunla evlendi.
Gerçi bu evlilik, bir gönül evliliği değildi. Hazret-i Sevde de bunu biliyordu. Bunu ilerlemiş yaşının verdiği tecrübelerle de anlamakta gecikmedi. Fakat bu, onun için pek fazla bir mânâ ifade etmiyordu. Yeter ki, ismi “ümmehâtu’l-mü’minîn” (mü’minlerin anneleri) arasında bulunsun ve “Peygamber hanımı” densin. “Sekrân (veya Sükran)’ın dul hanımı!..” denmesin.
Hicretten sonra vefatına kadar Peygamberimizle 13 yıl yaşayan, elinden geldiğince hizmet ve yârenlik etmiş bulunan Hazret-i Sevde’nin çocukları olmamıştı. O, gerek Hazret-i Peygamber’in sevgisini kazanması, gerekse yaşlı olmasından dolayı Hazret-i Âişe’yi kızı gibi severdi. Hazret-i Âişe de Hazret-i Sevde’yi çok severdi. Hazret-i Sevde’nin ömrünün sonlarına doğru kulaklarının ağır duymaya başladığı belirtilmektedir. Onun bu durumunu bilen Hazret-i Peygamber’in diğer hanımları, kendisi ile şakalaşırlardı. Hazret-i Âişe gelinceye kadar Hazret-i Peygamber’in evini tek başına idâre eden bu kadın, Hazret-i Âişe’nin gelmesinden sonra da bütün gücünü bu genç gelinin rahat etmesi için sarfetti. Bundan sonra da başkaları geldi. Ama o, daima Hazret-i Âişe vâlidemize özel bir sevgi beslerdi. Onun için de gecesini ona vermişti.
Hazret-i Sevde’nin Peygamber Efendimizden tek isteği, “Allah’ın elçisinin eşi” olarak kıyâmet günü “mü’minlerin anneleri” safında yer almaktı. Peygamber Efendimiz de her zaman Sevde vâlidemizin gönlünü hoş tutmuş, adâlet icabı olarak bütün hanımlarına gösterdiği ilgi, imkân ve hasenâtı ondan da eksik etmemiştir.
Hazret-i Sevde, sadaka vermeyi çok severdi. Hatta Hazret-i Âişe’den rivâyet edildiğine göre bir gün Hazret-i Peygamber’in hanımları, O’nun huzûrunda bir araya gelip:
“-Ya Rasûlallah, hangimiz sana en erken kavuşacağız? (Senin vefatından sonra en erken hangimiz öleceğiz?)” diye sorduklarında, Sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimiz:
“-Eli uzun olanınız!” buyurdular.
Bunun üzerine biz bir kamış aldık ve ellerimizi ölçtük. Zem’a'nın kızının (Sevde) eli hepimizinkinden daha uzundu. Oysa Rasûlullâh “eli uzun”dan, “çok sadaka verme”yi kasdetmişti. Gerçekten o sadaka vermeyi çok severdi.”
* * *
Hazret-i Sevde, uzun boylu ve biraz şişman olmasından dolayı hemen fark edilirdi. Ölüm tarihi hakkında kaynaklarda farklı bilgiler verilmektedir. Bazı rivâyetlerde Hazret-i Ömer’in hilâfetinin sonlarında, bazılarında ise hicretin 54. yılında Medine’de vefat etmiştir. Hazret-i Sevde vâlidemiz, Allah elçisinden beş hadis nakletmiştir. Bunlardan biri Buharî’nin Sahîhi’nde bulunmaktadır. Kendisinden de Abdullah b. Abbas ve Yahya b. Abdullah b. Abdurrahman hadis rivayet etmişlerdir.
Bu örnek hayattan alınacak ibretler: 1. Bilindiği üzere Hazret-i Sevde, Habeşistan’a hicret eden müminlerdendi. İlk eşi orada vefat etti ve Mekke’ye dönünce de çok sıkıntılar çekti. Yakın akrabaları müşrikti, kendisi dul ve müslümandı. Bütün bu eziyet ve sıkıntılara rağmen İslam’ın en zor zamanlarında tâviz vermeden dinini muhafaza ederek bizlere de her türlü zorluk karşısında dinimizi muhâfaza etmek konusunda güzel bir örnek olmuştur. 2. Hazret-i Sevde’nin Peygamberimiz’den -sallallâhu aleyhi ve sellem- çocuğu olmamasına rağmen Peygamberimiz Efendimiz’in çocuklarına kendi çocukları gibi baktı ve onlara âdeta öz annelerini aratmadı. Halbuki Peygamber Efendimiz ile evlendiğinde 50 yaşlarında idi. Bu hâdise de bize, yetim ve annesiz yavrulara, kader icabı, anne olmak durumunda kalındığında nasıl davranılması gerektiğini gösterir. Zira Sevde vâlidemiz bu hâli Allah Teâlâ’ya ve Allah Rasûlü’ne yaklaştırıcı bir fırsat bilmiş “yetimlerin virâne gönüllerinde taht kurmaya” çalışmış, onların eğitim ve ihtiyaçlarıyla seve seve ilgilenmiştir. 3. Peygamberimizden dünyevî birtakım istek ve taleplerde bulunmak yerine “Ben sadece âhirette Allah Rasûlü’nün hanımlarından biri olmak istiyorum” diyerek âhireti seçtiğini göstermiş ve bu fânî âlemin zevk, rahat ve imkânlarına karşılık âhireti tercih etmiştir. Bu hâliyle Peygamber Efendimizin gönlüne girmenin yollarını aramıştır. 4. Elindeki imkânları sonuna kadar seferber etmiş ve fakirlere ihsan ve ikrâmda bulunarak Peygamber Efendimizin takdir ve tebşirini kazanmıştır. 5. Rasûlullâh Efendimiz de onun hukûkuna en güzel tarzda riâyet etmiş, eşler arası adâleti gözetmiştir.
Rukiyye Rahmet
RAMAZAN’IN 5. GÜNÜ
GÜNÜN MENÜSÜ
Bacaklı çorba,
Sandal sefası,
Ispanaklı börek,
Tavuk gögsü
SANDAL SEFASI
Malzemeler:
7 adet bostan patlıcanı kızartmak için sıvıyağ 1kg antrikot et 2 yemek kaşığı zeytinyağı 4-5 adet domates 3-4 adet sivribiber tuz üzerlerine kaşar peyniri rendesi
Hazırlanması
Bol sıvıyağı kızartma tenceresinde iyice kızdırın. Patlıcanları birer birer uzunlamasına ikiye kesip kabuklarını soymadan yüksek ateşte önlü arkalı kızartın. Kağıt havlunun üzerine alıp fazla yağını süzdürün. Kalan patlıcanlara da aynı işlemi uygulayın. 2 yemek kaşığı zeytinyağını kızdırın. Antrikotu ilave edip bıraktığı suyu iyice azalana kadar pişirin. Biberleri ve domatesi doğrayıp tuzla birlikte ete ekleyip pişirin. Patlıcanların ortasını çatalla bir miktar ezin. İçlerine etten bir kaşık koyup fırın kabına dizin. (Eğer yemeği akşam için hazırlıyorsanız servise yarım saat kalana kadar üzerini folyoyla örtüp fırında bekletin.) Etin suyu kaldıysa bu suyu kalmadıysa bir miktar salçalı suyu kabın altına dökün. 200C fırında pişirin. Fırından çıkartırken üzerlerine peynir rendesi serpin.
You can subscribe to Meryemce.Biz - Ev Hanımının Günlük Alıştırmaları by e-mail address to receive news and upates directly in your inbox. Simply enter your e-mail below and click Sign Up!
| Pts | Sal | Çar | Per | Cum | Cts | Paz |
|---|---|---|---|---|---|---|
| « Tem | Eyl » | |||||
| 1 | 2 | |||||
| 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9 |
| 10 | 11 | 12 | 13 | 14 | 15 | 16 |
| 17 | 18 | 19 | 20 | 21 | 22 | 23 |
| 24 | 25 | 26 | 27 | 28 | 29 | 30 |
| 31 | ||||||