Haziran 22nd, 2009

Evlilik Sözleşmesi

Posted on 22 Haz 2009 at 1:29pm

“İki insanın ömür boyu birlikteliği hem zordur hem de hoştur.

Zordur; çünkü insanın belirsizliği ve kolayca çerçeveye girmemesi, ilişkiyi bir maceraya dönüştürür.

Hoştur; çünkü her şeye rağmen insan kalbine mukabil bir kalbi bulmakla, neşelerini ve sevinçlerini çoğaltır, hüzünlerini ve kaygılarını azaltır.

Bu zor ve hoş birlikteliğin başlangıcında iki insanın birbirlerine üstü kapalı söz verişleri vardır. Değişik kültürlerde, bu söz verişler, bir tür nikâh manifestosu, evlilik yemini ya da duası adıyla açık edilir. Örneğin, Apaçi Kızılderililerinin ‘evlilik yemini’ aynen şöyledir:

Artık yağmurda hiç ıslanmayacaksınız; çünkü her biriniz bir diğeriniz için sığınak olacaksınız.

Artık hiç üşümeyeceksiniz; çünkü her biriniz bir diğeriniz için sıcaklık olacaksınız.

Artık hiç yalnızlık çekmeyeceksiniz; çünkü her biriniz bir diğerinize yoldaş olacaksınız.

Artık bir bedensiniz; çünkü önünüzde tek bir hayat var.

Şimdi yuvanıza gidin, birlikteliğinize tanık olacak günlere başlayın.

Her gününüz mutlulukla dolsun, ömrünüz mutlulukla uzasın.”

—————–

Bu fikirden hareketle, yeni evlenen çiftlerin ağzından, nikâhlarına şahit olan herkese söyleyebileceklerini/söylemek isteyebileceklerini/söylemek isteyip de söyleyemediklerini dillendirecek ‘evlilik yeminleri’ oluşturmaya çalıştım.

Dikkatinize ve rikkatinize sunuyorum ki, sizin de ekleyeceğiniz/teklif edeceğiniz bir şeyler olsun, siz de bir zamanlar birbirinize nasıl bir söz verdiğinizi hatırlayın…

I.

Ben … / Ben… (Noktalı yerlere gelin ve damadın adı yazılır.) Biz ikimiz birbirimizi sevdik. / Biz ikimiz birbirimizi seçtik. / Biz ikimiz birbirimize eş olduk.

Biz ikimiz yolcuyuz. / Hayat yolunu birlikte adımlamaya söz verdik. / Yokuşları da, inişleri de beraber yürüyeceğiz. / Mutlulukları da, hüzünleri de beraber karşılayacağız. / Bizim için iyi yolculuk duası edin.

Biz ikimiz yoksuluz. / Başka herkesi terk edip birbirimizi tercih ettik. /

Başka her şeyi bırakıp aşkımıza razı olduk. / Birbirimize verdiklerimizle zenginleşeceğiz. /

Bizim için bereketli kazanç duası edin.

Biz ikimiz öksüz ve yetimiz. / Annelerimizi ve babalarımızı bırakıp da geldik. / Anne ve babamız çoğu kez yanımızda olmayacaklar. / Birbirimize şefkat edip birbirimizi sevindireceğiz. / Bizim için teselli duası edin.

Biz ikimiz kör ve sağırız. / Birbirimizden başkasını görmeyecek gözlerimiz. / Kulaklarımıza başkalarının fısıltıları erişmeyecek. / Birbirimize göz kulak olacağız. / Bizim için hayır duası edin.

Biz ikimiz evliyiz. / Aşkı oldurmak için paylaşacağız hayatı. / Kalplerimize gizli kapılar

açılacak evliliğimizle. / Birbirimizi daha çok seveceğiz bundan böyle. / Bizim için mutluluk duası edin.”

“II.

Ben… / Ben… …

Biz ikimiz birbirimizi sevdik. / Sizi sevincimizi çoğaltmaya çağırdık. / Biz ikimiz birbirimizi seçtik. / Sizi seçimimize tanıklık etmeye çağırdık.

Rabb’imizin lûtfuyla ısındı kalplerimiz birbirine. / O kalplerimize aşkı vermeseydi birbirimizi sevemezdik, hep yabancı kalırdık. / Yaratıcı’mızın izniyle helal olduk birbirimize. / O ruhlarımızı terbiye etmeseydi birbirimizi seçemezdik, hep uzak kalırdık.

Biz biliyoruz ki, Rabb’imiz bizi birbirimize örtü eyledi. / Her kötülüğe karşı birbirimize örtü olacağız. / Hatalarımızı ve eksiklerimizi hoş görüp örteceğiz.

Biz biliyoruz ki, Rabb’imiz bizi birbirimize elbise eyledi. / Başkalarına aşklarımızı giyinip de görüneceğiz. / Birbirimizin varlığını birbirimize süs eyleyeceğiz.”

Kalplerimize aşkı bahşeden Rabb’imizi, kalplere düşen aşklar sayısınca tesbih ediyoruz. / Ruhlarımızı birbirine tanış eyleyen Yaratıcı’mıza, kâinatı şenlendiren ruhlar sayısınca şükrediyoruz. “III.

Ben… / Ben……

Biz ikimiz/Birbirimizi sevdik. / Birbirimizi seçtik. / Birbirimize söz verdik. / Birbirimize eş olduk.

Şimdi birbirimize verdiğimiz söze tanık olmanızı isteriz.

Bundan böyle; / İkimiz birbirimizin en yakınıyız. / Yalnızlığımızda ilk birbirimizi bulacağız. /

Sırlarımızı önce birbirimize açacağız. / Sevinçlerimizi birlikte çoğaltacağız.

Bundan böyle; / İkimiz birbirimiz için en iyi kılavuzuz. / Hep birbirimizin iyiliğini istiyor olacağız. /

Olur da şaşırırsak doğruyu birlikte bulacağız. / Olur da düşersek birlikte ayağa kalkacağız.

Bundan böyle; / İkimiz birbirimizin yol arkadaşıyız. / Yokuşlarda ve inişlerde hep el ele kalacağız. / Dağlarda ve çöllerde yan yana yürüyeceğiz. / Yolun sonuna birlikte varacağız.

Bundan böyle; / İkimiz birbirimizin en büyük yardımcısıyız. / Eksiklerimizi birlikte tamamlayacağız. / Kusurlarımızı örtüp hatalarımızı hoş göreceğiz. / Yuvamızı birlikte şenlendireceğiz.

Bundan böyle; / İkimiz birbirimizin en yakın dostuyuz. /

Üzüldüğümüzde birbirimizi teselli edeceğiz./

Sevinçlerimizde birbirimize sarılacağız. /

Mutluluklarımızı birlikte tamamlayacağız.

Bundan böyle; / Birbirimizi daha çok seveceğiz. /

Birbirimizi seçtiğimize daha çok sevineceğiz…

Bundan böyle; / İkimiz birbirimize emanet olacağız.”

 

Senai Demirci

Mutlu Evliliğe Giden Yol

Posted on 22 Haz 2009 at 1:23pm

Mutlu Evliliğe Giden Yol

Başarılı ve mutlu bir evliliği sürdürebilmek için;

-Mânevî değerler, maddî değerlerin üzerinde tutulmalıdır.

-Olumlu ve olumsuz duygular karşılıklı paylaşılmalıdır. Korku, kaygı, endişe, üzüntü gibi olumsuz; sevgi, neşe, coşku gibi olumlu duygular iç dünyada saklanmadan paylaşılmalıdır.

-Mutluluğu evinde arayan, eşine ve çocuğuna zaman ayıran, enerjisini gereksiz yerlere harcamayan eşler olmaya özen gösterilmelidir.

-Âile fertlerine ayrılan zamanın zevkli ve doyurucu bir zaman hâline gelmesi için çalışılmalıdır.

-Eşler birbirine duyduğu sevgi ve saygıyı uygun olan her ortamda dile getirmeli, kırıcı ve üzücü ortamların yaşanmasına izin vermemelidirler.

-Eşler birbirlerinin olumsuz yönlerini; suçlamadan, eleştirmeden konuşabilmeli, konuşurken kullandıkları dilin kırıcı olmamasına özen göstermelidirler.

-Eşler birbirleri ile ilişkilerini geçmişte yaşadıkları kırgınlık ve üzüntülere değil, gelecekteki umut ve beklentilere dayandırmalıdırlar.

-Sindirilmiş ve şuuraltına itilmiş “öç almak” gibi duyguların doğru yönlendirilmesi için gerekli mânevî yardım/psikolojik destek alınmalıdır.

-Birbirini mutlu etmeye dayalı, karşısındakinin mutluluğunu kendi mutluluğu olarak gören, bencillikten uzak eşler olmaya önem verilmelidir.

-Eşler ilişkilerinde sevgi, saygı, güvene dayalı beraberliklerini sosyal ilişkilere de yansıtmalı ve çevrelerine örnek olmalıdırlar.

-Eşler, kendi âilelerine gösterdikleri anlayış ve hoşgörüyü birbirlerinin âilelerinden de esirgememelidirler.

-Âile yuvasında mânevî değerlere ve bu değerlerin gelecek nesillere aktarılmasında rol alacak olan çocuklara özen gösterilmelidir. Eğitim konusunda, mutlaka uzun vâdeli planlar yapılmalıdır.

-Hayat şartlarının getirdiği zorlanmalar ve oluşabilecek maddî-mânevî problemler karşısında alınacak tedbirler ve çözüm yolları, önceden eşler arasında planlanmalıdır.

-İki taraf da birbirlerinin şahsî hukukuna saygı göstermeli, birbirini incitmemek için ihtimam göstermelidir.

-Sağlıklı bir evliliğin “doğru bir iletişim”e; doğru iletişimin de ancak “dinleme, anlama ve anlatma”ya bağlı olduğu unutulmamalıdır.

-Mutluluklar, paylaşıldıkça artar. Bu yüzden sadece kendi mutluluğumuzu ön planda tutan bencillerden değil, her türlü sevinç ve mutluluğu paylaşan eşler olmalıyız. Bu da mutluluğu, öncelikle iç dünyamızda oluşturmamıza bağlıdır.

Özetle evlilikte asla bencilliğe yer yoktur. 

Özgül Bozkuş

Müslüman Kadınlardan Hâtıralar-2 “Nesibe Hatun” (r.a.)

Posted on 22 Haz 2009 at 1:20pm

Müslüman Kadınlardan Hâtıralar-2 “Nesibe Hatun” (r.a.)

Nesibe Hatun, Kâ’b’ın kızı ve ensardan Zeyd b. Âsım’ın hanımıdır. Bir can pazarı olan Uhud Harbi’ne kocası ve iki oğluyla birlikte katılmıştır. Nesibe Hanım, o şiddetli ve acılarla dolu günü şöyle anlatır: “-Uhud Harbi’nde elimdeki kap ile müslüman gâzilere su dağıtıyordum. Fakat bir ara harbin şekli değişiverdi. Düşman askeri, bir anda Müslümanların arasına kadar geldi. Hatta Peygamber Efendimiz’i çepeçevre kuşattılar. Hemen su dağıtma işini terk ettim ve elime bir kılıç aldım. Düşmanın arasına daldım. Öyle şiddetli bir gün idi ki, tam on üç yerimden yaralanmıştım. Aldığım bu yaraların tedâvîsi, tam bir sene sürdü.” Harbin en kızgın zamanlarında, kendisi de yaralı olduğu hâlde, kocasını ve çocuklarını cenge teşvik ediyordu. Karşısına çıkan bir süvarinin ayağını kılıçla ikiye ayırmış, sonra da atından düşürüp öldürmüştü. Düşman hangi taraftan Peygamber Efendimiz’e saldırıya teşebbüs etse, kocası ve çocukları ile Nesibe Hanım karşısına çıkıyor ve onları def ediyordu. Peygamber Efendimiz, onların bu can siperâne hizmetlerine mukabil: “-Ya Rabbi!.. Bunları bana cennette refîk (arkadaş) eyle!..” diye duâ ediyordu. Tam bu sırada Arapların namlı savaşçılarından İbn-i Kamie: “-Bana peygamberlik iddia eden o kimseyi gösterin!.. Ya O, ya ben!..” diye Peygamber Efendimiz’in üzerine hücum edince, Nesibe Hatun -radıyallâhu anha- karşısına dikildi. Üstünde iki kat zırh olan İbn-i Kamie’ye kılıcını salladı. Ancak zırhların tesiri ile kılıçlar kesmedi. İbn-i Kamie davranarak Nesibe Hatun’u omzundan yaraladı. Sonra da Peygamber Efendimiz’e benzeterek Musab bin Umeyr’in üzerine yürüdü ve onu şehid etti. Hazret-i Peygamber -sallallâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, Hazret-i Nesibe hakkında şöyle buyurmuştur: “-Uhud gününde sağa-sola her baktığımda (Nesibe Hatun’u) yanımda savaşır gördüm.” Hazret-i Nesibe -radıyallâhu anha- Uhud Harbi’nden başka yalancı peygamber Müseylemetü’l-Kezzâb’ın öldürüldüğü Yemâme harbine iştirak etmiş ve bu harpte elini kaybetmiştir. Allah, şefaatlerine nâil eylesin. 

Zahide Topcu

 
 
 
 

İletişimi Engelleyen Faktörler

Posted on 22 Haz 2009 at 1:16pm

İletişimi Engelleyen Faktörler

Acaba hangimizin gören bir bakışa, duyan bir kulağa gereksinimi yok ki???

D. Pire’nin “insanların çoğu duvar, çok azı da aralarında köprü kurarlar” sözü, günümüzün yoğun temposuna kendini kaptıran insanların (yani bizlerin), arka plana ittiği çok önemli bir gereksinimi vurguluyor; yakınlaşma ve ilişki gereksinimi!

Çevremizi düşünelim…kendimizi…Bir sorunumuz olduğunda aklımıza ilk kim geliyor? Kiminle konuşmaya, dertleşmeye istek duyuyoruz? Neden o, başkası değil? Bu kişiyi iyi bir dinleyici yapan hangi özellikleri? Ya da tam tersini düşünelim…Sorunumuz olduğunda kesinlikle anlatmayı aklımızdan bile geçirmediğimiz kişileri…Neden anlamazlar? Bizi anlamadıklarını nasıl anlıyoruz?

Çevremizdeki bazı insanlarla konuşmak kolay ve zevk vericiyken, bazılarıyla kurduğumuz iletişim çok yüzeysel olabiliyor. Benzer kişilik özellikleri, ortak ilgi ve hobiler, birbirine yakın değer ve dünya görüşü, yakın ahlak anlayışı ve eğitim düzeyi gibi pek çok faktör, insanlar arası ilişkilerde temel öneme sahiptir. Tüm bunlara, hem karşı cinsle hem de hemcinslerimizle kurduğumuz yüzyüze iletişimde, fiziksel çekicilik de katkıda bulunabilir. Ama kişiler arası ilişkilerde, kalitenin asıl belirleyicisi dinleme becerileridir. Ortak bir çok noktamız olsa bile bazı insanlarla yakın ilişkiye girmekten kaçınırız. Bu noktada, yaşamınızda böyle biri varsa, onun sizi dinlerken nasıl davrandığını bir düşünmenizi öneririm!

Karşılıklı konuşmaları yüzeysel kılan ve gerçek dinlemeyi engelleyen tavırlara bir göz atalım;

1. ÖĞÜT VERMEK, ÇÖZÜM GETİRMEK, YÖNLENDİRMEK:

Gerek çocuğumuzla, gerekse arkadaşlarımızla konuşurken iletişimi kesen bazı mesajlar vardır;

“Şöyle yap, böyle yapma…”

“Bu şekilde hareket etmemelisin…”

“Buna üzüleceğine, oturup dersini çalışsan daha iyi olur…”

“Yoruluyorum diye yakınacağına geceleri erken yat…”

“Kavga edeceğinize güzel güzel oynayın, arkadaşlar kavga etmez…”

“Paylaşmayı bilmezsen, yalnız kalırsın tabi…”

“Bu kadar düzensiz çalışırsan, işlerini tabi yetiştiremezsin…” gibi cümleler, konuşan kişide direnç, isyan yaratabilir, konuşan kişiyi savunmaya itebilir. Genellikle öğüt, ahlak dersi vermek, direk önerilerde bulunmak, size sorununu açan kişide baskı veya suçluluk duyguları uyandırarak, iletişimin kesilmesine veya yön değiştirmesine neden olabilir.

2. YARGILAMAK, ELEŞTİRMEK, AD TAKMAK:

“Sen zaten hep kolaya kaçarsın…”

“Bebek gibi davranıyorsun…”

“Geri zekalı ne olacak…”

“Şikayetten başka bir şey bilmezsin zaten…”

“Sulugöz…bir arkadaşınla oynamasını bile bilmiyorsun…”

“Hiçbir fedakarlığa katlanmak istemiyorsun…”

Genellikle yargılama ve eleştirme tepkileri ile karşılaşan kişiler, kendilerini anlaşılmamış, itilmiş, haksızlığa uğramış, daha çaresiz hissederler. Bunun sonucunda iletişimi keser ya da öfkeyle karşılık verebilirler. Özellikle çocuğunuzla iletişiminizde bu yöntemi sık kullanıyorsanız, “o” sizin yargı ve eleştirilerinizi ve sık kullandığınız isimlendirmeleri (yaşına göre) gerçek olarak algılayabilir. Bu, kendilik algısı üzerinde olumsuz etkiler bırakır, kendine güveni sarsıldığı gibi, başarısı üzerinde de olumsuz etkiler yaratabilir.

 3. SORU SORMAK, ARAŞTIRMAK, İNCELEMEK:

“Neden?…Sen ona ne yaptın?…O sana ne dedi?…”

“Çocuk neden hastalandı?…İyi giydirmedin mi?…”

“Neden uyuyamadın?…Ağır mı yedin?…Kahve de içtin mi?…”

“Neden doğru düzgün oynamayı beceremiyorsun?…”

Genellikle soru, inceleme, nedenini arama gibi yaklaşımların içinde önyargı, eleştiri veya zorunlu çözüm bulunur, ayrıca konuşma sorulara cevap vermeye takılarak, yön değiştirip asıl konudan uzaklaşabilir. Sorularla yürüyen iletişimde, genellikle soru soranın nereye varmak istediği konuşan kişi tarafından anlaşılamadığından, konuşan endişeye kapılabilir veya savunmaya geçebilir.

 4. TEŞHİS, TANI KOYMAK, TAHLİL ETMEK:

“Aslında sen öyle demek istemiyorsun…”

“Ben senin aslında neden öyle yaptığını biliyorum…”

“Aslında senin derdin başka…”

“Anlaşılan bir süre sana yardımcı olmamı isteyeceksin…”

“Bunları beni üzmek için anlatıyorsun anlaşılan…”

Bu tür yaklaşımlarda, dinleyen kişi sanki konuşanın niyetini, söylemek istediklerini çok iyi biliyormuş, onun kafasının içindekileri okuyormuş gibi bir tavır içine girdiğinden, konuşanı savunmaya ittiği gibi, sinirlenmesine, sabırsızlanmasına veya öfkeli cevaplar vermesine neden olabilir. Konuşan kişi kendini kıstırılmış, yanlış anlaşılmış, yanlış yorumlanmış gibi hissedebileceği için büyük olasılıkla iletişimi keser. Psikoloji hobiniz olabilir ama terapatik yöntemler arasında kullanılabilen bu tür iletişimin kurallarını tam bilmeden, günlük ilişkilerinize aktarmaya kalkmanız, sizinle konuşmayı güçleştirebilir. Aklınızda bulunsun…:)

 5. TESELLİ ETMEK, KONUYU DEĞİŞTİRMEK:

“Aldırma, boşver…”

“Düzelir canım, bunu dert etme…”

“Üzülme…”

“Başka şeyden konuşalım…”

“Olur böyle şeyler, geçer…”

“Bir kahve iç düzelirsin…”

 ”Boşver canım arkadaşlar arasında olur böyle şeyler…”

“Aman sen de herşeyi ciddiye alıyorsun, yak bir sigara…”

Aslında teselli etmek çok güzel ve yararlıdır, ancak önemli olan teselliyi kişiyi duyduğumuzu belirttikten sonra verebilmektir. Söyledikleri duyulmadan, teselli ediliyormuş hissini yaşayan kişi, kendini anlaşılmamış, dinlenilmemiş, söyledikleri saçma sapan gibi algılanmış hissedebilir. Önemsenmemiş veya tam olarak dinlenilmemiş olmaktan dolayı kızgınlık duyabilir. Genellikle, dinlemeden verilen teselli mesajları, konuşan kişide sorununun küçümsendiği duygusunu yaratabilir.

Bunların ardından, gelin kendimizi gözden geçirelim…Çocuğumuz, arkadaşımız veya eşimizle yaptığımız günlük konuşmalarda tarzımız ve yaklaşımımız genelde nasıl?…İletişimimiz yukarda sözü edilen dinleme engellerine takılıyor mu?…Tam yanıtı bulamıyorsanız, kendinizi 1-2 gün izlemenizi öneririm. Çünkü iyi bir dinleyici olmanın, yani karşıdakini dinleme ve anlamanın bence birinci şartı; kişinin öncelikle kendini dinlemeyi ve anlamayı başarabilmesidir….:)

Kaynak