Haziran 15th, 2009

Ceza ve Ödül

Posted on 15 Haz 2009 at 4:26pm

Ceza ve Ödül  

Ödüllenen kişiler, mutluluğun yanı sıra özgüvenle de tanışıyorlar dolayısıyla daha büyük zorlukları taşıyabilecek kapasiteyi kazanıyorlar.

Acaba şimdiye kadar yaptığınız herhangi bir iş veya kazandığınız bir başarıdan ötürü ödüllendirildiniz mi? İnsanlar, yaratılış itibarıyla, yaptıkları herhangi bir iş sebebiyle ödüllendirildiklerinde, o işi bir sonraki defada daha iyi yapmaya çalışırlar. Bu nedenle, ödüllendirmek, eğitim sisteminin ayrılmaz bir parçası olarak kullanılan bir yöntemidir.

Bütün insanlar, büyük küçük farkı olmadan, hayatlarının sonuna kadar, ödüllendirmeğe ihtiyaç duyarlar. Ödüllendirilmek, insanın mutlu olmasına sebep olduğu gibi aynı zamanda insanın harekete geçmesine de sebep oluyor.

Ödüllenen kişiler, mutluluğun yanı sıra özgüvenle de tanışıyorlar dolayısıyla daha büyük zorlukları taşıyabilecek kapasiteyi kazanıyorlar. Ödüllendirilmeyen veya tam tersine cezalandırılan kişiler ise, zayıflık ve küçüklük hissine kapılıyor ve yapabildikleri işleri bile yapamaz hale gelebiliyorlar; dolayısıyla sahip oldukları yetenekleri de kullanamıyorlar.

Ceza ve ödül yöntemleri, İslam eğitim sisteminin benimsediği önemli bir eğitim yöntemidir. Cennet ve cehennem, ceza ve ödülle ilgili kuran ayetleri, peygamberlerin sakındırdığı ve yönlendirdiği işler, bu yöntemin İslam eğitim sisteminde ne denli genişçe kullanıldığını gösteren birer göstergesidir.

Yüce Allah, kitabında şöyle buyuruyor ”İman edip salih ameller işleyenlere, kendileri için;içinden ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele”Bakara 25 

Hz Ali, Malik-i Eşter’i Mısır’a vali olarak gönderdiğinde kendisine şöyle buyuruyor: Kötüler ve iyiler senin nezdinde eşit olmasın, böyle yaparsan iyiler, iyiliklerden uzaklaşır ve kötüler de kötülüklerinde ilerlerler.

Genel olarak bakıldığında, iyilikleri ödülle yanıtlamak, insanın ruhunda derin bir iz bırakarak insanı iyiliğe sevk ediyor.

 Ödüllendirme şekilleri.

Ödüllendirmek, karşımızdaki insanın yaşı ve yaptığı işe göre farklılık arz etmektedir. Dört yaşındaki bir çocuk, yaklaşık olarak ebeveynlerinin ödüllendirmesini anlayabilir. Bu yaştaki bir çocuğa verdiğiniz bir çubuklu şeker, erişkin bir insan’a sunduğunuz çok değerli bir hediye kadar önemlidir.

Birçok şekilde ödüllendirme yapabilirsiniz. Bazen dertleşerek, bazen sevgi dolu bir sözcük söyleyerek, bazen bir gülücük, bir hikaye anlatmak veya bir kitap almak, şeker veya bir oyuncak almak, not defteri, top, kalem, madalya veya basit bir alkışlamak, kusursuz birer ödül olabilir.

Bir baba, anne, kardeş, arkadaş ya da bir öğretmen olarak, ödüllendirmek istediğimiz kişinin durumunu ve ödüllendirme sebebini göz önünde bulundurarak birçok şekilde karşınızdaki insanı ödüllendirebilirsiniz.

Çocuklar, ilk yıllarında her şeyden daha çok, anne ve babalarının sevgisine ihtiyaç duyarlar, bu sevgiyi göstermek aslında anne ve babaların bir görevidir. Küçük bir öpücük, gülümsemek, dinlemek ve okşamak, bu yaştaki çocukların en çok istediği sevgi gösterileridirler.

İlk yıllardan sonra, çocuğunuzun yaptığı işlere ilgi göstermek (örneğin çizdiği resimlere bakmak), oyuncak, şeker ve benzeri şeyler almak ve birlikte evden dışarıya çıkmak çocukların ödül menüsünü doldurabilir.

Üçüncü aşamada ise birlikte spor yapmak (örneğin futbol maçı yapmak), ilgi çekici kitaplar almak, övmek, yeni elbiseler ve ayakkabılar almak, yolculuk ve benzeri işlere ilgi duyarlar.

Sonraki aşamalarda ise sorumluluk almak, danışılmak, madalya kazanmak ve başarılı olarak tanıtılmak çocukların en çok ilgi doyduğu konuları oluşturuyorlar. Dolayısıyla ödüllendirirken çocuğumuzun nelere daha çok ilgi duyduğunu göz önünde bulundurmalısınız.

Ödüllendirmenin iyi yönleri.

Cezalandırmak, bir durdurucu etken olduğu gibi ödüllendirmek de bir itici etkendir. İnsanı harekete geçiren ve insan’a güç kazandıran bir etkendir. Ödüllendirilen kişi her ne kadar yorgun olsa da duyduğu mutluluk hissi, onun yılmasını ve geri çekilmesini önlüyor.

Diğer yandan, ödüllendirilen kişi özgüven duymaya başlar ve içindeki potansiyel yeteneklerini dışa vurma fırsatını yakalar.

Ödüllendirmek kişinin kişiliğine hayat veriyor ve hayata tutulmasını sağlıyor, onu karamsarlıktan kurtarıyor ve yeni bir dünyaya açılmasını sağlıyor. Bazen çok basit görünen bir ödül bile bir insanın hayatını değiştirmeğe yetiyor. Ödüllendirdiğiniz kişi kendi değerini fark ediyor ve daha sıkı hayata tutunuyor.

Ödüllendirmek yöntemi, çocuğunuzun doğasındaki psikolojik ihtiyaçlarını karşılamanın bir yoludur.

Çocuğunuzu ödüllendirdiğinizde aslında ona, sahip olduğu yetenekleri keşfetmesi için bir kapı açmış oluyorsunuz, kendisine iyi bir gözle bakmasına ve kendisine güvenmesine sebep oluyorsunuz.

Maalesef bazı ebeveynler ve öğretim görevlileri, çocukların davranışlarına istedikleri şekli verebilmek için çok aceleci bir yaklaşımla çocuklarının hal ve hareketlerine yön vermeğe çalışıyorlar. Bu tür aceleci yaklaşımlar, çok yıkıcı olabildi gibi çocuğun ilerideki hayatında da silinmesi çok zor, olumsuz izler bırakabiliyor. Çocukların, sadece görünüme değer vermelerine, başkaları tarafından kolaylıkla yönetilebilmelerine ve yapımcık bir hayatı benimsemelerine sebep olabiliyor.

 Kontrolsüz ödüllendirmek ve olumsuz etkileri.

Kontrolsüz bir şekilde, çocuğun yaşı ve ihtiyaçları göz önünde bulundurulmadan ve ödül ile yapılan iş arasındaki bağlantı gözetilmeksizin yapılan ödüllendirmeler, ödüllendirmenin amacına zarar verdiği gibi çok sakıncalı etkiler de bırakabilir.

Çocuğun dış etkenlere aşırı bağlı kalması, içinden gelen isteklerinin tembelleşmesi ve yapmacık isteklerin oluşması, kontrolsüz ödüllendirmenin getirdiği birer olumsuzluktur.

Ödüllendirmek konusunda gerekli titizliği göstermediğinizde çocuğunuz artık her yaptığı iyi eylem karşısında, sizden karşılık olarak bir ödül bekleyecektir. Açık konuşmak gerekirse, yapması gereken işleri bile ancak sizden aldığı rüşvet teklifinden sonra yapmaya başlayacaktır.

Kontrolsüz ödüllendirmenin diğer bir yan etkisi de kişinin kibirlenmesi ve kendisini olduğundan daha büyük görmesine sebep olmasıdır.

Hz Ali (as) şöyle buyuruyor: Birisini överken aşırıya gitme. Ne çok, övüldüğü için, kibirlenen kişiler.

Çocuklar üzerinde yapılan son araştırmalar, çocukların zamanla ödüllendirilmeğe karşı alışkanlık kazanabildiklerini ve ödüllendirilmediklerinde ise normal durumlarda yaptıkları işleri bile artık yapmadıklarını gösteriyor. Aşırı ödüllendirmek zamanla çocukları şartlı bir hayata itiyor ve adeta bir kelepçe gibi çocukların hürriyetini elinden alıyor.

Kontrolsüz ve uzun süreli ödüllendirmeler, çocukların doğal gelişimine engel olduğu gibi çocukların dış etkenlere bağımlı kalmasını sağlıyor.

Ödüllendirirken dikkat edilmesi gereken konular.

Neden ödüllendirdiğimizi bilmeliyiz ve ödüllendirdiğimiz kişiye de söylemeliyiz. Çocuğunuz neden ödüllendirildiğini bilmelidir. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli konu ise hiçbir zaman çocuğun kişiliğine hitap etmemektir yani ödüllendirirken sadece çocuğunuzun fiilini ve yaptığı işi ödüllendirin, asla kişiliğini ödüllendirmeğin. Örneğin: “sen başarılı olduğun için, yalancı olmadığın için veya zekalı olduğun için sana bu hediyeyi aldım” demeyin, “bu işi yaptığın için, yalan söylemediğin için, satrançta beni yendiğin için veya ödevlerini zamanında bitirdiğin için” bu ödülü hak ettin.

Sürekli yapılan ödüllendirmeler belirli bir zamandan sonra etkisini kaybediyor; dolayısıyla sürekli ödül yerine zaman zaman ödüllendirmeği uygulayın.

Çocuğunuzu ödüllendirirken asla onu başka bir çocukla kıyaslamayın; örneğin: “aferin sana oğlum, sen her zaman ödevlerini zamanında yapıyorsun ve hasan gibi tembel değilsin”. Bu yaklaşım, çocuğunuzu birçok olumsuz düşünceye sevk edebilir.

Arkadaşlarının yanında ve diğer insanların gözleri önünde yapılan ödüllendirilmeler, yalnız iken yapılan ödüllendirilmelerden çok daha etkilidir.

Ödüllendirirken çocuğunuzun yaşı, istekleri, fiziki ve psikolojik durumunu da göz önünde bulundurmalısınız.

Küçük yaşlarda yapılan ödüllendirmeler daha çok elle tutulur ödüller ve fiziki temaslardan oluşmalıdır.

Ödül ve yapılan iş orantılı olmalıdır örneğin çok küçük bir iş karşılığında çok büyük bir ödül vermek doğru değildir veya tam tersi. Büyük ödülleri büyük başarılar için saklayınız ve zamanla çocuğunuzun başarıları büyüdükçe siz de ödüllerinizi büyütün.

Ödüllendirdiğiniz kişiyi yaptığı bir iş nedeniyle ödüllendirin, Allahın ona bahşettiği yeteneklerden dolayı değil; örneğin çok zeki bir çocuğun bütün sınavları tam başarıyla geçmesi bazen başarı sayılmazken düşük zekalı bir çocuğun bir sınavda “iki” alması bile ödüllendirmeği gerektirebilir.

Ödülleriniz, tamamen gerçekçi ve kandırmacılıktan uzak olmalıdır. Özellikle küçük çocuklarda başarı anında olması çok önemlidir, son olarak da, çocukların beklentilerinin altında veya çok üstünde olmamalıdır.

 Zehranet

Permalink  |  Tagged with:

Bir tek sen sevdin beni böyle…

Posted on 15 Haz 2009 at 4:10pm

Bir tek sen sevdin beni böyle…   Kalbine mukabil bir kalp bulanlara ve bulmak üzere yola çıkanlara…

Biz seninle birlikte büyüdük sevdiğim, birlikte yaşlanmak istediğim de sensin. Birlikte dirilmek istediğim de sen. Birlikte düştük, birlikte kalktık ayağa, hem de daha güçlü… Sevgimiz sınandı sevdiğim, denendi; ama nazım bir tek sana geçti. Bir tek sen bildin çocuksu ağlamalarımı ve kadınsı hırçınlıklarımı.

Bir tek sen sevdin beni böyle. Bir tek sen.

Bir tek sen bildin söylemediğim ihtiyaçlarımı, Bir tek sen gördün korkularımı ve zaaflarımı, Bir tek senin yanında ağladım doyasıya, En güçlü ve en zayıf yanlarımı sen bildin.

Bir tek sen sevdin beni böyle, Bir tek sen. Hesapsızca ve özgürce…

Bir tek sen anladın tıkandığım zamanları, Nefes alamadığımda ve hayat yorduğunda, Yüreğinden süzüp, gözlerinden akıttın tertemiz sevgini, Öylesine masumdun ki, Ve öylesine inanılmaz. Sende tattım ben, giden bir dünyada kalanların da olduğunu, Hep yanında kalıp da, sevenlerin de olduğunu… Şartlara bağlı olmadan da sevilebileceğini insanın, Vermediğin zamanlarda bile alabileceğini…

Bir tek sen sevdin beni böyle, Bir tek sen. Bencillik yapmadan, benim için sevdin beni. Bu sevgi ikimizin de yaralarını sardı sevdiğim, İkimize de iyi geldi. Büyürken yorulan ve kırılan yüreğimiz birbirinde dinlendi. Senden öncesi yok sevdiğim, Yaşadığım ve hatırladığım, sadece tutup umutsuzluğa çekilişlerim, Çırpındıkça, içine çekilmeye çalışılan yalnızlıklar, Nevrotik bir hayatın, anlamsız kırgınları, İnsanın kendine zulmetmesinin en duygusal, en dramatik pazarlanışları, Bir adım bile geri gitmek istemem sevdiğim, bir adım bile… Bir keşkeye daha yer yok kalbimde, inan!..

Bir tek sen sevdin beni böyle sevdiğim Bir tek sen. Bir tek seninle öğrendim hayatın her gün yeniden başladığını. Ve mucizelere seninle inandım ben. İmkânsızların mümkün olduğuna birlikte şahit olmadık mı sevdiğim?

Yorgun kalbime öyle iyi geldin ki sevdiğim, Kalbim sende dinlendi, yaralarını sende sardı. Bir serzenişe daha yer kalmamışken kalbimde, Kaderin şefkatli kolları seni gönderdi bana.

Bir tek sen sevdin beni böyle, Bir tek sen! Arkadaş gibi, sırdaş gibi, yoldaş gibi, Yâr gibi…

 Banu Yaşar

Değişen zaman ve sevgi

Posted on 15 Haz 2009 at 4:05pm

Değişen zaman ve sevgi  

     Son yıllarda teknolojinin artan hızı insan ilişkilerine de yansıdı. Artık hayatımız da, en az teknoloji kadar hızlı bir değişim gösteriyor. Evlilikler, arkadaşlıklar çabuk oluşup çabuk bitiyor. Trenlerin, arabaların ve iletişimin hızı arttıkça özel hayatlarımız da bundan nasibini alıyor. Her şeyi çabuk tüketiyoruz, her şeyden kolay vazgeçiyoruz. Emek vermek, beklemek ve zaman tanımak enayilikle eşdeğer sayılmaya başladı.       Bu hızlı değişim süreci en ağır darbeyi eşler arasındaki ilişkilere ve evliliklere vurdu. Evliliklerin süresi kısaldı, boşanmaların sayısı arttı. Benlikler o kadar şişkindi ki, “biz” olmak onların yanında cılız kaldı. Kendini bencilce yaşamanın adı özgüven olunca, evliliğe zaman tanımak, eşimizi anlamaya çalışmak, onu keşfetmek için beklemek korkak olmakla tanımlanır oldu. Oysaki evlilik hiçbir zaman diliminde kolay bir ilişki türü olmadı ki… Her dönemde insanlar onu yürütebilmek için çok çaba sarf ettiler. Hiç kimse mutluluğu hazır bulmadı, emek verdi. Bazen bu çabalar sonuç verdi, bazen de vermedi. Ama denemeden bilinemezdi ki… Yanan bir ateş, odun atılmazsa söner, evlilik de ateş gibidir, duyguları beslemek gerekir, ihmal ederseniz söner, küllenir. Hayattaki birçok şey emek ve bakım ister, çiçekleri sevgiyle sulamazsanız ve onlara evdeki fazlalıklar gözüyle bakarsanız büyümezler. Çocuklar yıllarca verilen fiziksel ve duygusal emeklerin sonuçlarıdır. Sevgiyle büyüyen çocuklar, sevmeyi bilen yetişkinler olurlar. İnsan emek verdiği şeye daha çok sahip çıkar, daha çok benimser ve daha çok korur. Onu kaybetmekten korkar. Çabayla kazanılmış para daha kıymetlidir, daha dikkatli harcanır. Yine evimizi kendimiz temizlediğimizde, sonuçta gördüğümüz tablodan daha çok zevk alırız ve onu daha çok korumaya çalışırız.     Bu çağın insanı, yani bizler; her şeye daha kolay sahip olmanın avantajını ilişkilerimizde de yaşayabiliriz sandık. Taksitli satışlar, on sekiz aya varan vadeli alışveriş hayallerimizi gerçekleştirmek için öyle kolaylıklar sunuyordu ki, hazzı geciktirmek, biriktirinceye kadar beklemek anlamsız gelmeye başladı. Hemen alıp sonra ödemek varken, neden beklemeliydik ki. Değişen her şey, gelen her yenilik iç dünyamızdan, ilişkilerimize kadar birçok şeyi de beraberinde götürdü. Aldığımız bir şeyi beğenmediysek değiştirebiliyoruz, bir üst modeli çıktığında eskisini atıp, yenisini alabiliyoruz. Sahip olduğumuz her yeni ve pahalı eşyayla birlikte kendimizi daha değerli ve özgüvenli hissediyoruz. Bunun sonucunda ise, ilişkilerimize de bu gözlüklerle bakmaya başlıyoruz. En güzelini, en iyisini arama ve sahip olma çabası elimizdekileri de değersizleştirmeye başlıyor. Sahip olamadıklarımız ve başkalarının elinde olanlar hep daha güzel görünüyor. Oysaki bu sadece bir aldatmaca!      Değişen dünya ilişkilerimizi, duygularımızı ve en önemlisi de sevgimizi yıprattı. Sevgiye, kalıcılığına ve verdiği güvene olan inancımız gitgide azaldı. İnsan sahip olduklarına rağmen daha da yalnızlaştı. Ne kadar isterdi hiç değişmeden onu seven, onu bekleyen birilerinin olmasını…  

Banu Yaşar