Mayıs 10th, 2009

Eşinizi yeterince dinliyor musunuz?

Posted on 10 May 2009 at 3:16pm

Eşinizi yeterince dinliyor musunuz?   Yaşadığımız çağın getirdiği teknolojik yenilikler, gittikçe mekanikleşen sistemler her geçen gün ilişkilerimizi daha da rutinleştirmektedir.

Ayrıca büyük şehirlerin getirdiği kaos, gürültü, sıkıntı, vakitsizlik, aşırı yorgunluk ne yazık ki, evlilikleri de monotonlaştırmaktadır.

İlişkilerimizdeki mekanikliği aşmak, evliliğimizi yeniden canlandırıp diri tutmak için önce dinlemeyi öğrenmeliyiz. Çünkü dinlemek sevginin, fedakârlığın, değer vermenin önemli belirtisidir.

Eşimizi sabırla dinlerken aynı zamanda ona şöyle diyoruzdur; “Sen dinlenmeye değer bir insansın.” Yani biz değer verirsek öteki kendini değerli görür, yoksa ilişkilerdeki değerlilikten bağımsız bir değer kazanmamız oldukça zordur.

Kişi dinlenildiğini hissettiğinde, anladığında hem mutlu, olur hem de ruhsal olarak kendini daha iyi hisseder.

Eşinizle aranızdaki dinleme becerisini geliştirebildiğiniz oranda ilişkiniz daha güçlü, daha doyurucu bir hal alacaktır.

Evlilikteki her paylaşım gibi dinlemek de iletişimin bir parçasıdır. Yetersiz dinleme birbirini çok seven çiftlerin bile evliliğini zedeler. Ötekini dinlemediğimiz zaman en çok kendimize zarar veririz. Zira zamanla eşimiz kendisini dinleyebileceğine inandığı alternatif ötekileri arar ve zamanla evlilik ilişkisi kuruyup gider.

Dinleme becerisini nasıl kazanabiliriz?

* Sürekli olarak bir insanı dinlemek veya ona konsantre olmak güçtür, fakat fizyolojik olarak sinir sisteminin kabiliyeti, konuşma kabiliyetinden daha fazladır.

* İyi bir dinleyici olmak için önce çevresel faktörleri (gürültü) en aza indirgeyecek şekilde davranın yani konsantrenizi bozacak etkenleri kontrol altına alın.

* Ötekini dinlemeye istekli olmaya çalışın. Sadece siz konuşmak istediğinizde konuştuklarınız önemli şeyler olsa bile tek taraflı dinlemek zamanla dinleyeni yoracağından sözleriniz değersizleşecektir.

* Dinlerken bedeninizi, fiziksel duruşunuzu ve bakışınızı ötekine doğru yönlendirin.

* Eğer eşinizin söyledikleriyle aynı paydada buluşuyorsanız tasdik anlamında başınızı sallayın, yüzünüzdeki mimiklerle konuşmaya katılarak söylenenleri karşılıksız bırakmayarak iletişiminizi daha da canlandırırsınız.

* Eşlerden biri konuştuğunda, diğeri TV seyredip, gazete okumamalı. Ya da bu tarz meşguliyetler içindeyse kısa süre de olsa meşguliyetlerine ara verip, eşini dinlemeyi tercih etmeli. Ayrıca öteki eş böylesi bir durum karşısında konuşmak için izin isteyebilir.

* Eşler aralarındaki diyalogda birbirlerini doğru anlayabilmeleri için birbirinin sözünü kesmemelidir ki, diğeri ne söylemek istediğini eksiksiz anlatabilsin ve de incinmesin.

* Yine eşiniz hoşunuza gitmeyen bir şey söylediğinde anlatmak istediğinin tam tersini kendisine söylemeyin. Meselâ, “Senin ailenle istediğim gibi bir ilişki kuramıyorum” diyen bir eşe “Zaten benim ailemi hiçbir zaman sevmedin” demek gibi. Böylesi bir durum ilişkiyi daha çok çıkmaza sokacaktır.

* Başkasının sözünü kesmek dürtüsel bir davranıştır. Lütfen dikkatinizi ruhsal dünyanıza çevirerek bunu neden sürekli yaptığınızı kendinize sorun. ->Acaba başkalarına ya da eşinize yeterince değer veriyor musunuz? ->Kendinizi mi ispatlamak istiyorsunuz? ->Hangi ihtiyacınız sizi böyle davranmaya sevk ediyor?

* Sakin olun! Öteki haksız bile olsa sonuna kadar dinleyin. Eşinizi sabırla dinlemedikçe konuşmasının asıl amacını anlamadığınız gibi, gerçek anlamda iletişimi hiçbir zaman yaşayamazsınız. ->Eşinizi dinledikten sonra kendisini doğru mu anladığınızı ifade eden cümleler kullanın. Mesela, “Şunu mu demek istedin?” ya da“Böyle mi demeye çalıştın?” gibi.

* Eşinizi dinlerken önce o andaki ihtiyacı nedir anlamaya çalışın. Her insan önce doğru anlaşılmak, sonra da kendisiyle empati kurmamızı ister.

* İletişim yaşanırken erkekler bir an önce problemleri çözüme ulaştırmak isterken,  kadınlar daha çok anlaşılmak ister. Hatta kadınlar,  problemleri karşısında bazen sadece şefkat isterler.

Unutmayalım ki, her şey gibi evlilik de, sevgi de, iletişim de, sabır ve emek ister.   Yasemin Uçal Abdullah Psikolog

Komşu Anne

Posted on 10 May 2009 at 2:48pm

 

Annelerin en büyük derdidir çocukların yaramazlıkları. Sürekli çocuğunun döktüklerini toplamaktan, çok konuşup soru sormasından, yemek yememesinden şikâyet edip dururlar. Dururlarda bu şikâyetlerinde ne derece haklıdırlar orası muallâktır.

 

            Evin altıntopunun oradan oraya yuvarlanmasının evin içerisinde kuşlar misali cıvıldaşmasının ne büyük bir nimet ne büyük bir saadet vesilesi olduğunun pek de farkına varamazlar. Oysaki farkında bile değildir alt komşusunun belki de çocuğunun 1 yıllık bir çabadan sonra atabildiği 2–3 adım için kurbanlar kestiğinin, şükür namazı kıldığının. Farkında bile değildir komşusunun evladının evin içinde oradan oraya koşturabilmesi için kendi bütün özel ve sosyal hayatını feda ettiğinin. Farkına bile varmaz komşusunun sokakta oynayan çocuklara bakarak nasılda iç geçirerek gözyaşı döküp dua ettiğinin. Farkında bile değildir bayramlarda çocuğuna ayakkabı alamamanın yüreğini ezdiğinin, çocuğuna bir bayram şekeri yediremeyip çocuğunu burnundan beslemek zorunda olduğunun ve çocuğu yiyemediği, için kendi yediği her lokmanın boğazına dizili olduğunun.

 

            Bilemediği öyle bir gerçek daha var ki! Bilinmeyen tasavvur bile edilemeyen öyle bir gerçek ki! Başka şartlarda olsa öyle düşünenlerin cani olduğu bile düşünülür. Sorarım size hangi anne baba çocuğundan sonra ölmeyi diler Allah’tan. Cevabınızı duyar gibiyim. Hiçbir anne baba diyorsunuz tabi değil mi? İşte bunda yanıldınız.

 

Ben vereyim cevabını ‘’engelli anne babaları’’ evet yanlış duymadınız. Engelli anne babaları evlatlarından önce ölürlerse can parelerine kendileri gibi kimsenin bakamayacağını ve bu yükü kimsenin kendileri gibi sevgiyle taşıyamayacağını düşündükleri için yürekleri dağlanarak da olsa bunun için dua ederler. Hayatının her anını adadığı ve sürekli uğruna topluma karşıda en yakın aile bireylerine karşıda savunduğu, kabullendirmeye çalıştığı engelli çocuğunun kendi öldükten sonraki hayatı düşünmektedir engelli anne babası. Evladı için görevini öldükten sonra bile düşünmektedir.

 

            Ne dersiniz sizce çocuklarınız hala çok yaramaz mı? Yoksa o yaramazlıklar çocuklarınızın bir süsü mü? Siz karar verin…

Fatma Şahin

Permalink  |  Tagged with: ,