Degerli Ezgi Sanatcisi Mikail abimiz sitemizi ziyaret etti ve Mesaj birakti, cok mutlu oldum… (=
Mevlam razi olsun kendisinden…
Mesaji bir resim üzerine uygulayip eklemeyi daha uygun buldum, buyurun…
Resmin üzerine tiklayin öyle okuyun…
Ve Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatühü…
Kendisine burdan cok tesekkür ediyorum ve saygilarimi sunuyorum…
Minare’ye de bekliyoruz Mikail abi… (=
Selam ve Dua ile…
Sevimli pabuçlarım arkadaşım olunca Ben beş yaşında akıllı mı akıllı bir çocuğum. Müthiş bir hayal dünyam var. Bütün çocuklar gibi neşe dolu, cıvıl cıvıl bir kalbim var. Her gün yeni şeyler öğreniyorum. Konuşmayı, masal ve hikâye anlatmayı çok seviyorum. En çok konuşmayı sevdiğim şeylerden biri de ayakkabılarım. Ben onlara ‘sevimli pabuçlarım’ diyorum. Çünkü ayakkabılarım beni tozdan, çamurdan, soğuktan koruyorlar. Tıpkı çizgi film kahramanları gibi onlar da benim masal kahramanım. Mesela, top oynuyorum. Bakkala ekmek almaya giderken onunla gidiyorum. Onunla çok iyi arkadaş olduk. Ayakkabılarımla birlikte sayamayacağım kadar maceralarım var. Bir gün ayakkabımla gerçekleştirdiğim güzel hatıralarımı annem ve babamla da paylaşmak istedim. Her nedense bu hikâye benim kadar ilgilerini çekmedi. Hatta yüzüme tuhaf tuhaf baktılar. Ben de bir daha güzel ayakkabımla gerçekleştirdiğim hikâyelerden onlara bahsetmedim. Hepsini kalbimin bir köşesine yazdım. O günden sonra annem ve babamla daha az konuşmaya başlamıştım. Çünkü annemin benim düşüncelerimi pek önemsemediğini düşünüyordum. Ne anneme ne de babama bir şey anlatmak, duygularımı paylaşmak içimden gelmiyordu artık. Sevgili annem, duyarlı bir annedir. Bu durgun halim gözünden kaçmadı.
Bir sabah erkenden kalkmıştım. Annem mutfakta bir şeyler hazırlıyordu. Yanına gittim, derken sohbet etmeye başladık. Annem benden hikâye anlatmamı istedi. Ben de ayakkabımla ilgili bir masal anlattım. “Bir çocuğun pabuçları varmış. Bu pabuçlar hikâye anlatmayı çok severmiş. Bir gün anne-babası onu dinlemediği için hikaye anlatmayı bırakmış…” İşte o zaman annemin gözleri, senin derdini anladım yavrum, der gibi bana doğru bakıyordu. Beni kucağına alarak saçlarımı okşayıp baldan daha tatlı sözleriyle şöyle dedi: “Sevgili yavrum. Bana ayakkabınla ilgili her şeyi anlatabilirsin. Ayakkabının annesi bir hata yapmış çocuğunu dinlememekle. Anneler de hata yapar. Bazen çok yorgun olurlar, onlar hem çocuklarını hem de başka şeyler düşünürler.” dedi. Ben de, “Evet annecim, sen gün boyu çok yoruluyorsun, çamaşır yıkıyorsun, bize yemek hazırlıyorsun…” dedim. O günden sonra birlikte bir karar aldık. Ben anneme hikâyelerimden istediğimi seçip istediğim zaman anlatacaktım. Annem de beni dinleyeceğine söz verdi. O günden sonra anneme bir şey söylemek istediğimde korkmadan söylemeye başladım.
Sevgili anneler! Sevgiyle dinlenen çocuklar, anne-babalarıyla daha güzel bir iletişim kurarlar. Üstelik biri konuştuğu zaman dinlemeyi öğrenirler. İleride daha büyük sorunlarla karşılaştıklarında korkmadan annelerine anlatırlar. Paylaşmayı severler. Çocuklarınız mutlu olur. Sizler daha da çok mutlu olursunuz.
KADRİYE BAYRAKTAR
Oyun mu, namaz mı?
İşten eve yorgun argın dönen babaları, büyük bir hasret ve arzuyla beklemekten yorgun düşen çocuklar karşılar. Gerçi gün sonuna doğru baba da artık yorulmuş ve gerilmiştir. Ama babalık biraz da her durumda fedakârlık değil midir? Bekleyişi artık son sınıra yaklaşan çocuğun tahammül sınırları aşılmıştır, o artık daha fazla bekleyemez. Ve hiçbir mantık da ondan az daha sabır isteyemez. Çocuğun bu büyük hasret ve doğal ihtiyacını düşünmeden kapıdan giren baba televizyon veya gazeteye dalıyor ya da hemen namaza başlıyorsa, karşısında kaşları çatılmış problem çıkaran bir çocuk görür. Derdini belki çoğu zaman ifade edemeyen bu çocuk artık onu çeşitli sorunlar şekilde ortaya koymaya çalışır. Çocuk bu anda mantığının sesini dinleyerek babasıyla arasına giren tv ve namaza kızarak, “Baba, namaz kılma, tv seyretme.” der. Bu anda yapılan hareketler çocuğun şuur altına önemli ve etkili sinyaller göndererek çocuğun bu işlerden yani namazdan da nefret etmesine sebep olabilir.
Çocuğun belli bir döneme kadar yegâne kıblesi, şaşma bilmez ölçüsü oyundur. Bu aslında öylesine güzel bir araç ki; bununla insanın çocuğa sevdiremeyeceği şey yoktur. Onu namazdan veya büyükler tarafından önem verilen ve kendilerine göre ciddi sayılan bir şeyden nefret ettirmek isteyenler onu oyundan mahrum etsinler. Çok başarılı olurlar. Çocuk o küçücük dünyasına sığdırdığı büyük hayatını yaşarken bütün kural ve kaidelerini oyundan alır. Oyun onun dünyasının en vazgeçilmez parçası, hayata bakış açısı ve hayatı kendisinden ibaret gördüğü tek şeydir. Oyun öylesine bir vazgeçilmez dürtüdür ki çocuk için. O her ortamda kendisine bir oyun bulabilir. Onun için çocuğa en ciddi işleri bile oyun tadında bir duyguyla, bir psikoloji ile anlatırsanız o onda kalıcı bir etki, bir tesir yapar. Yoksa namazı ciddi büyük bir adam edasıyla, büyük bir huşu ve edep içerisinde kılmasını beklemek yanlıştır.
Nice ciddi maneviyatı yüksek babalar var ki o kadar istedikleri halde çocuklarında güçlü bir manevi etki veya duygu bırakamamışlardır, bırakamazlar da. Zira onlar büyük ihtimalle çocuğun her şeye olabildiğince açık, uyanık ve tetikte olan oyun kapılarından yaklaşıp o kapıyı tıklamamışlardır.
Oyuna giden yolu açmak, çocuğun hayatında büyük etkiler bırakacak bütün güzellikler, iyi huylar, şahsiyet ve olgun karakterine giden yoldur. Oyun deyip geçmeyin. Çocuğun geleceğiyle oynamak isteyenler onu oyun tadından mahrum bıraksınlar yeter. Çünkü bu, bunun için en kısa ve kesin yoldur.
A. KADİR SÜPHANDAĞI
Ailem Dergisi
You can subscribe to Meryemce.Biz - Ev Hanımının Günlük Alıştırmaları by e-mail address to receive news and upates directly in your inbox. Simply enter your e-mail below and click Sign Up!
| Pts | Sal | Çar | Per | Cum | Cts | Paz |
|---|---|---|---|---|---|---|
| « Şub | Nis » | |||||
| 1 | ||||||
| 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 |
| 9 | 10 | 11 | 12 | 13 | 14 | 15 |
| 16 | 17 | 18 | 19 | 20 | 21 | 22 |
| 23 | 24 | 25 | 26 | 27 | 28 | 29 |
| 30 | 31 | |||||