Elmalı tatlı
Malzemeler:
9 adet elma toz şeker su 1 su bardağı ceviz içi, dövülmüş 2 tatlı kaşığı tarçın yarım su bardağı kuru üzüm kreması:
2 yemek kaşığı buğday nişastası 1 yemek kaşığı un 1 su bardağı toz şeker 2 paket vanilya 1 kg süt ocaktan indirince 1 yemek kaşığı margarin / tereyağı Hazırlanması:
Elmaları soyup (kesmeden) içlerini oyun. Tencereye alıp her birinin üzerine 2 yemek kaşığı şeker serpin. Yarı boylarına gelecek kadar su ekleyip haşlayın. Ayrı bir yerde ceviz, tarçın ve üzümü karıştırın.Haşladığınız elmaların içini bu karışımla doldurun. Kremayı pişirin, ocaktan alınca yağını ekleyip karıştırın. Elmalarınızın üzerine bu kremadan döküp servis yapın.
Bir zamanlar bir adamın hanımı genç yaşta vefat etti. Adam çok sevdiği hayat arkadaşının yasını belli bir süre tuttu. Ama hem akrabalarının hem de arkadaşlarının ona söylediği şey aynıydı: Tek başına hayata devam edemezsin; hem bak, küçük bir çocuğun evde bekliyor, ona bakacak bir anneye ihtiyaç var. Böylece adam yeniden evlendi. Evlendiği kadın çok iyi niyetli, şefkatli bir insandı. Ama kadın adamın ilk eşinden olan küçük oğluna kendisini bir türlü sevdiremiyordu. Annesinin hatıralarıyla dolu çocuk, üvey annenin bütün çabalarını boşa çıkarıyor, kalbini ona açmıyordu. Yeni anne ona türlü türlü hediyeler alıyor, ama çocuk hediyelerin hepsini ya parçalıyor ya da sokağa atıyordu. Kadın sevgi ve şefkat sözleriyle kendisine yaklaşmaya çalışıyor, gelgelelim çocuk ya oradan kaçıyor veya kadına bağırıyor, kötü sözler söyleyerek üvey annesinin kalbini kırıyordu. Kadın çaresiz kalmıştı. Sonunda o civarda yaşayan ve hikmetiyle meşhur bir âlime gidip durumunu arzetti. ÂIim onun anlattıklarını dinledi ve: “Senin müşkilini halledebiliriz” dedi. “Bunun için özel bir büyü yapmak gerekiyor. Bu büyü için de bana bizzat kendi ellerinle bir aslandan kopardığın üç tüy getirmen lâzım. O zaman büyüyü yapabiliriz, sen de istediğin şeye kavuşur, üvey çocuğunun seni sevmesini sağlayabilirsin.” Kadın zorlu bir görevle karşı karşıyaydı. Aslan gibi vahşi ve saldırgan bir hayvandan üç tüy koparmak! Bu zor işi nasıl gerçekleştirebileceğini düşündü kadın. Sonunda bir plan yaptı… Kasaptan birkaç kilo et alıp ormana doğru yola koyuldu. Sonra ormanın derinliklerinde eti yere koyup biraz uzağında bekledi. Bir aslan geldi ve eti yemeye başladı. Kadın onu uzaktan seyretti, eti yemekle meşgul aslan kadının uzaktaki varlığıyla pek ilgilenmedi. Bu hal bir hafta devam etti. Kadın her gün ormana etle gidiyor, eti koyup uzaktan aslanı seyrediyordu. Aslan artık yediği etle uzaktan kendisini seyreden bu kadın arasındaki ilişkiyi kurmaya başlamıştı. Bir sonraki hafta, kadın ormanın o kısmına gittiğinde her zamanki gibi aslan beliriverdi. Genç kadın bu defa eti aslana doğru attı, ama uzağa gitmedi. Aslan yine kadınla ilgilenmeden eti yemeye koyuluyordu. Her defasında kadının yolunu gözleyen aslan, onun eti kendisine doğru atmasını bekliyordu. Kadınla aslan arasındaki mesafe birkaç metreye inmişti. Bir hafta da böyle geçti. Üçüncü hafta, kadın planının bir sonraki adımını uygulamaya başladı. Ormanın derinliklerine gitti, aslan ortaya çıktığında eti elinde tutup aslanın gelip eti almasını sağladı. Vahşi hayvan, yemeğini artık onun yanıbaşında yemeye başlamıştı. Her defasında kadın eti neredeyse kendi eliyle ona yediriyor, ne o hayvandan ürküyor, ne de hayvan kadına zarar vermeyi aklından geçiriyordu. Garip bir bağ oluşmuştu aralarında. Haftanın sonlarına doğru, eti aslana ikram eden kadın, hayvan karnını doyurduktan sonra ona dokunmaya cesaret etti. İlginçtir, hayvan kadının kendisine dokunma girişimine hiçbir tepki göstermedi. Kadın onu okşadı. Ve yelesinden üç tüyü usulca kopardı. Aslan oralı bile olmadı. Karnını doyurmuş yerde uzanıyor ve büyük bir kedi gibi gurul gurul sesler çıkarıyordu. Kadın kopardığı üç tüyle sevinçle âlimin yanına koştu. “Getirdim efendim!” dedi, “istediğiniz üç aslan tüyünü getirdim. Şimdi o bahsettiğiniz büyüyü yapabilirsiniz artık!” Âlim, kadına tebessümle baktı ve şöyle dedi: “Kızım büyüye gerek kalmadı. Sen vahşi bir hayvana bile nasıl davranılacağını, onun en yakınına nasıl sokulabileceğini, hatta yelesinden üç tüyü bile nasıl koparacağını öğrendin. Bundan büyük büyü mü olur? Bundan sonra yapman gereken şey, bu öğrendiğin yöntemi evindeki o kalbi yaralı küçük aslan üzerinde de uygulaman.” Kadın hem hayret hem de hayranlıkla âlimi dinliyordu. Âlim devam etti: “İnsanların çocuklarla ilgili en büyük hatalarından birisi aceleciliktir. Onlara sabırla, usul usul yaklaşmak yerine hemen sonuca ulaşmaya çalışırlar. Hikmet silsilelerini atladıkları için de maksatlarının tam tersiyle karşılaşırlar. Sen ise onlara nasıl yaklaşılabileceğini öğrendin, yolun açık olsun!” *** İnsanız, aceleciyiz, zâlimiz… Anne-babayız, sevgi ve şefkat adına çok yanlış yapıyoruz… Öyküdeki âlimin ifade ettiği üzere büyük yanlışlarımızdan birisi hemen sonuca odaklanmak. Diğeri ise aşırı diyebileceğimiz bir şefkatle çocukları başıboş bırakmak. Sonuca odaklanmak, her ne pahasına olursa olsun çocuğunda belli bir davranışı görmek istemek, elbette ki şefkatsizliği getiriyor. Çocuğun da şahsiyet sahibi küçük bir insan olduğunu unutup onun zahiri hareketlerine yön verme girişimleri çoğu kez de beyhude kalıyor. Diğer uçtaki, zahiren şefkatten kaynaklanan başıboş bırakma eğilimi de aslında son derece şefkatsiz. Çünkü çocuklar en başta anne-babalarından terbiye görmek üzere gönderiliyor bu dünyaya. Kanaatimce, anne-babaların çocuklarına geliştirebilecekleri en güzel ve en dengeli yöntem Rabbanî bir terbiye süreci olsa gerek. Rabbimizin bizi şefkatle nasıl terbiye ettiğini, âlemde koyduğu kurallarla bize nasıl çekidüzen verdiğini hep hatırda tutmak gerek. Şefkatin gazabı dengelediği hatta aştığı bir düzen var âlemde. Gazap içinde dahi rahmet ve şefkat tecellileri mevcut. Meselâ, ateşe elini sokan bir insanın elinin yanması, zahiren gazapsa hakikatte şefkat. Çünkü böyle bir tecrübeden sonradır ki, insan ateşten uzak durabilir ve kendini koruyabilir. Anne-babanın da adilane, dengeli ve tutarlı bir ceza-mükâfat sistemi geliştirmesi bu Rabbanî terbiyenin bir yansıması gibi olabilir. Bu terbiyede çocuk hep şefkatle kuşatıldığını, aldığı cezalarda bile anne-babasının şefkatini hissedebilir. Ama unutmamak gerekir ki, Rabbanî bir terbiye yöntemini uygulayacak büyüklerin de en başta ahlâk-ı ilâhiye ile ahlâklanması şart. Yani, Allah bizi nasıl halk ettiyse öylece dosdoğru ve tutarlı olmaya; ilâhî muhabbete karşı bir şükran borcu olarak kulluğumuzu kendi kişisel dairemizde yaşamaya; bu kulluğun, suyun testiden sızması gibi, yansıması olarak da ailemizde terbiyedarlığı üstlenmemiz gerekiyor. Tutarsız, dengesiz, ne zaman şefkat ne zaman gazap göstereceği belli olmayan bir ebeveynin ne kalbinden ne de elinden Rabbanî bir çocuk terbiyesinin çıkması mümkün değil. Uzun lafın kısası, hikmet basamaklarına riayet eden, gözle görülür davranışları değil çocuğun ruhundaki değişimi esas alan bir terbiye ve disiplin, ancak hem anne-babanın hem de çocuğun kulluk bilinciyle gerçekleşebilir.
Murat Çiftkaya
Saçların Çabuk Uzaması İçin: Bir adet turpu rendeleyip suda yarım saat kadar pişirip süzün. Elde ettiğiniz turp suyuna yumurta sarısı ilave edip iyice çırpın. Bulamaç haline geldikten sonra saçlarınızı ovarak yıkayın.
Koyu renk saçlı kişilerin uygulayabileceği bir başka bakım yöntemi ise aşağıda anlatılan bu karışımdır. İçinde su kaynayan genişçe bir tencerenin içine daha küçük bir kabı oturtun. Yarım çay fincanı ayçiçeği yağını, 1 çorba kaşığı kakao yağını, 1 çorba kaşığı susuz lanolini bu ikinci kabın içinde eritin. Bütün bu yağlar eriyince, kabı kaynar suyun içinden alın ve karışımı iyice çırpın. Bu karışımdan 1 çorba kaşığı kadarını alarak buna 1 çorba kaşığı su katın, iyice karıştırın. Bu sıvıyı ovarak başınıza sürün ve bu durumda 15 dakika ile yarım saat arasında bekleyin. Ardından saçınızı yıkayıp durulayın. Bu tedavi koyu renk saçlara yeni bir canlılık ve parlaklık verir.
Parlak saçlar için 1 yumurtanın sarısı ile 2 çorba kaşığı zeytinyağını karıştırın. Saç diplerine sürüp masaj yapın ve 10 dakika bekleyin. Şampuanla yıkayıp durulayın. Saçlarınızın parlak ve sağlıklı bir görünüm kazandığını göreceksiniz.
Besleyici maske 1 yumurta sarısı, 1 çay bardağı demlenmiş çay, 1 çorba kaşığı badem yağı ve 2 damla limon suyunu bir kapta karıştırın. Saç diplerinize sürüp masaj yaparak iyice yedirin. 10-15 dakika bekleyip şampuanla yıkayın.
Kepekli saçlar için 2 çorba kaşığı limon suyu veya sirkeyi 4 su bardağı suya ilave edip ılıtın. Saçlarınızı yıkadıktan sonra bu karışımla durulayın.
Derinlemesine temizlik ve parlak görünüm için Saçlarınızı şampuanladıktan sonra bir fincan limon suyu ya da sirkeyi saçlarınıza döküp, masaj yaparak iyice yedirin. Ardından saçlarınızı durulayın. Saç kremi sürün ve yıkayın. Bu, saçlarınızdaki tüm kiri alır ve saçlarınıza nefis bir parlaklık verir. Bu yöntemi 2 haftadan önce tekrarlamayın.
Kepekli, dökülen ya da incelen ve kırılan saçlar için Çemen tohumlarını çektirin ve geceden suya yatırın. Elde ettiğiniz macunu saç derisine masaj yaparak sürün ve 15-20 dakika bırakın. Yumuşak bir şampuanla yıkayın. Bu macun kepek, dökülen, incelen, kırılan saçlar ve kellik gibi sorunlara iyi gelir.
Yumuşak ve parlak saçlar için Saçınıza uygun otu, yeter miktarda kaynayan suya atın ve yarım saat tutun. Buna çeyrek fincan elma sirkesini de ekleyerek iyice karıştırın. Saçlarınızı şampuanlayın. Karışımı saçlarınıza tekrar tekrar dökün.
Malzemeler: Bir portakal 1 çorba kaşığı bal Birkaç damla sandal ağacı yağı
Yapılışı: Portakalın suyu, su, bal ve sandal ağacı yağını karıştırın. Bunu şampuan sonrası durulamada kullanın.
Yıpranmış saçlar için Malzemeler: Bir muz Birkaç damla badem yağı
Yapılışı: Muzu badem yağıyla karıştırın ve saçlarınıza masaj yaparak uygulayın. 15 dk kadar saçınızda bıraktıktan sonra, maden suyuyla durulayın. Ardından şampuanlayıp saç kremi sürün.
Kuru saçlar için MMalzemeler: Bir çorba kaşığı bal Yarım fincan tam yağlı süt
Yapılışı: Balla sütü karıştırıp saç derisine masaj yapın ve 15 k bırakın. Yumuşak bir şampuanla yıkayın.
Dökülen saçlar için Aşağıdaki malzemeler tek bir maske için değil, farklı maskelerde kullanılmak üzeredir. Bu nedenle yapılışları okursanız, her birinin ayrı maskeler olduğunu göreceksiniz.
Malzemeler: Zeytinyağı Bal Tarçın 2 yumurta Alfalfa Ispanak Kişniş Badem yağı Öncelikle yeşil yapraklı sebzeler, havuç, mango, kuru kayısı, tahıllar, brüksel lahanası ve mercimek içeren protein açısından zengin bir diyetle beslenin.
Yapılışı:
Maske 1: Zeytinyağı, bal ve tarçını karıştırarak bir macun hazırlayın. Bunu saç derisine masaj yaparak yedirin ve 15 dakika tutun. Yumuşak bir şampuanla yıkayın. Haftada 3-4 kez tekrarlayın. Saçları uzatmak için: Her gün alfalfa, taze ıspanak ve taze kişniş sularını karıştırıp için. Bu, saçlarınızın daha çabuk uzamasını sağlar.
Maske 2: Günde 2-3 kez saç derisine badem yağı sürün. Bu saçlarınızın daha fazla dökülmesini engeller.
Kırılan saçlar için Malzemeler: Hindistancevizi yağı Misket limonu suyu
Yapılışı: Haftada iki kez, misket limonu suyuyla karıştırdığınız hindistancevizi yağını saçlarınıza sürün.
Elektriklenen saçlar için Malzemeler: Bal
Yapılışı: Bir çorba kaşığı balı bir litre suyla karıştırıp, bunu şampuandan sonra durulama suyunda kullanın. Saçınızı her yıkadığınızda kullanın.
Alinti
Örgü tulum, bebek icin cok seker duruyor, anneler hadi is basina… (=
Yegenim gördü ayy ayy yapip duruyor erkek oldugu halde… (=
“Genç”. Bir çırpıda dilimizden dökülüveren bu bıçak gibi sert, keskin ve berrak kelime,hayatımızın da böyle bir dönemine işaret etmez mi sizce? Nasıl kesin kararlıyızdır, nasıl da bildiklerimizden emin,siyahla beyaz arasında hızlıca gidip gelen, asla aralarda duraklamayan tercihlerimiz, bizi uçurumların kenarlarına doğru sürükler,kurulu düzene itiraz etmek için fırsat kollar dururuz. Adeta tepeden tırnağa kadar ideal kesilmişizdir. Çabucak karar verir, çabucak vazgeçeriz. İdolümüz hep uzaklardadır. Yakın çevreden asla böyle biri çıkmaz. Kalbimiz çok çabuk kırılır, pek çok kişinin kalbini de biz fark etmeden kırarız. Gönül kuşumuz, duygularımızın estirdiği rüzgarın önünde daldan dala konar, her dala da yuva yapmak ister. Avuçta tutulan bir balık gibi ne çok sıkılmaya ne de gevşek bırakılmaya gelmeyen genç insanın hayata bakışı bulunduğu noktadan ufka fırlatılmış bir ok gibi düzgün bir kavis çizer, asla sağa sola kayarak düzensizlik göstermez. İdealizm gençlikte en yüksek noktadadır. Her şey zihinde tasavvur edildiği gibi olmalıdır. Prensipler asla şartlara feda edilmez. Eğer yetişkinler biraz eğilip bükülecek olursa hemen kesin hükümlerle mahkum edilirler ve üzerleri de kırmızı bir çizgiyle çizilir. Uçuk hayaller kurulur, hepsine de inanılır. İşte böyle hareketli geçer ömürlerimizin hatırı sayılır bir parçası. Her dönem gibi bu dönemin de bir sonu vardır elbet. Hiçbir fırtına sonsuza dek sürmez. Gün gelir uçar gibi yürüyen gencimizin ayakları yere basar, hem kendisine hem de dış aleme daha temkinli yaklaşır,hayat gözüne başka türlü görünmeye başlar. Bedeninden sonra aklı da kemâl yolunda ilerlemektedir artık. Her şeyi daha fazla ciddiye alır,sorumlulukların ağırlığı yavaş yavaş omuzlarına yüklenir ve hayat asıl şimdi başlar. St.Exupery’nin sarsıcı ifadesiyle” yaşamak, yavaş yavaş doğmaktır.” Yaşadıkça öğrenir, öğrendikçe de kimliğimizi inşa ederiz. İçinde pek çok imkanı barındıran potansiyel olarak sahip olduğu güç ve yetenekler, henüz keşfedilmemiş bir nehrin akabileceği en uygun yatağı oluşturmak toplumun görevidir elbette. Şimdi bize radikal ve aşırı gelen bu tavırlar, aslında gençlik yıllarımızda fıtratımızda var olan ve henüz aşındırılmamış olduğu için her fırsatta kendisini gösteren hakşinaslık vicdan ve merhamet duygularımızın dışa vurumudur. Bunu düşündüğümüz zaman, bu davranışlar bize de daha anlamlı ve sevimli görünmektedir. Keşke hayatın kıvrımlı yollarında ilerleyen herkeste bu duyarlılıklardan bir eser kalsa. Keşke gençlikteki idealizmimizden bir nebze olsun taşısak hepimiz. Uzun yıllar harcanan emekle elde ettiğimiz maddi konforumuzu ya da tasavvurumuzda bina ettiğimiz teorik yapıyı korumak için başka türlü davranmaya hatta başka türlü inanmaya kendimizi ikna etmesek keşke. Genç iken sahip olduğumuz erdemleri orta yaşlılıkta omuzlarımıza yüklenen sorumluluklar sebebiyle arka plana atıp, böylece çaldığımız her minareye de bir kılıf uydurmakta, toplumumuz da bize el hak çok yardımcı olmaktadır. “Herkes böyle yapıyor”, “Böyle gelmiş böyle gider”, “Elle gelen düğün bayram” gibi kalıplaşmış ifadeler,hissiyatımızı yavaş yavaş köreltir, farklı düşünenler bizim için de uyumsuz kişiler olmaya başlar . Yaşı ilerlediği halde gençliğindeki cesaret, gözü karalık ve idealistliği hala yüreğinde barındıran ve sayıları gün geçtikçe azalan insanlara hayranlık duymamak elden gelmiyor bu durumda. Onlar toplumun yüz akları olarak her zaman önde gidenler olmuşlar ve her zaman hayırlı işlere imza atmışlardır. Kendilerine beden ve zihin konforlarını sağlayacak olan çağrılara kulak asmamışlar ve ebedi gençler olarak anılmayı da hak etmişlerdir.
.Maalesef bütün dünyayı kuşatmış bulunan modern anlayış, idealizm yerine konformizmin yerleşmesine zemin hazırlamakta ve pek çok konuda olduğu gibi hayatı da bölümlere ayırarak ele almaktadır.Yine bu modern anlayış her şeyi tüketime endekslediği için, gençliğe de bu sebeple önem atfeder ve harcamanın dinamiklerini en çok yönetebildiği bu dönemde gençleri hedef kitle kabul eder. Gençlik dönemini çocukluk ve orta yaşlılıktan özenle ayıran ve hem aşağıya, çocukluğa, hem de yukarıya, orta yaşlılığa doğru genişleten bu anlayışta çocuklar, erkenden çocuk bedeninin sevimliliğini gençliğin cazibesi ve cinsel kimliklerini ifşa eden giyim ve davranış tarzı ile değiştirirler. Orta yaş grubu ise gençlik iddiasından kolay kolay vazgeçmediğini gösterir şekilde kıyafet ve hayat tarzı ile gençlere benzemeye, kırışan cildi ve aklar düşen saçları ile mücadele etmeye uğraşır. Böylece gençlik bir imaj ve görüntüden ibaretmiş gibi neredeyse kutsanır ama bu durumda kavramın içinin boşalması da kaçınılmazdır. Aslında bezm-i elestte verdiği söze sadık kalmanın dığer adıdır gençlik.Cennette mü’minlerin ebedi gençler olarak bulunacaklarını düşündüğümüzde bu kavram zihnimizde daha anlamlı bir yer işgal ediyor.Yaratıldığımızda fıtratımıza konmuş bulunan erdemleri muhafaza edebildiğimiz ölçüde genç kalmaktayız hepimiz.Yaratıcımıza verdiğimiz sözü hatırlayabildiğimiz ölçüde ve kaynağımızla irtibatı sağlam tutabildiğimiz ölçüde… Hoş çakalın.
Kevser Yıldız
(Hanimefendi Dergisi)
You can subscribe to Meryemce.Biz - Ev Hanımının Günlük Alıştırmaları by e-mail address to receive news and upates directly in your inbox. Simply enter your e-mail below and click Sign Up!
| Pts | Sal | Çar | Per | Cum | Cts | Paz |
|---|---|---|---|---|---|---|
| « Şub | Nis » | |||||
| 1 | ||||||
| 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 |
| 9 | 10 | 11 | 12 | 13 | 14 | 15 |
| 16 | 17 | 18 | 19 | 20 | 21 | 22 |
| 23 | 24 | 25 | 26 | 27 | 28 | 29 |
| 30 | 31 | |||||