Mart 5th, 2009

Biz Ne Yaptık, Muhatabımızdan Ne Bekliyoruz?

Posted on 05 Mar 2009 at 6:04pm

Biz Ne Yaptık, Muhatabımızdan Ne Bekliyoruz?

Herkesin muhatabından bir beklentisi var, evet herkesin. Bir adım atmak için, bazı adımların atılmış olması şartı var sanki zihnimizde. “Sen öyle yapmadığın için ben de öyle davranmadım” deriz ya da “Ben şunu şunu yaptım, karşılık alamadım, onun için artık öyle davranmaktan vaz geçtim” şeklinde açıklarız yapmadıklarımızı. O da bizim adım atmamızdan sonra bir şeyleri başlatmayı düşünüyorsa ki çoğunlukla öyle, o zaman ne olacak? Bizi muhatabımızın başlaması gerektiğine inandıran ve bunu bekleten ne? Muhatabımızın yapacaklarına odaklandıran ne? Biz doğru yönde ve muhatabı da ölçü almadan adım atarak ve sürdürerek ilişkiyi şekillendirsek ve muhatabımızın adım atmasına da zemin hazırlasak ne kaybederiz?

Bir şeyin yapılması gerektiğini bilmek, onu önce bizim başlatmamız gerektiğini niçin düşündürmüyor? Gerekeni yapması için zihnimizi muhatabımıza niçin yönlendiriyor? Onun başlatması ve sürdürmesi bizim sorumluluğumuzu azaltmıyorsa, bilâkis bizim başlatıcı olmamız hem psikolojik, hem sosyal hem de manevi yönden bizi kazançlı çıkaracaksa, bu kazancı bile gözden çıkaracak derecede bizi başka tarafa yönlendiren ne olabilir? Sizce GURUR olabilir mi? “Niye ben?” diye bizi düşünmeden geri çeken patolojik soru dilimizden hiç düşmüyor. Yapacağımız davranışın doğru olduğunu bilmek bize yetmiyor.

İlişkileri korumak yerine kendimizi koruduğumuzu düşünerek duyguları tırmandıracak tepkisel cümleler kuruyoruz. Tepki tepkiyi çekiyor ve dozu gittikçe yükselen tartışmaları başlatıyoruz. Durumun ihtiyaç hissettirdiği kadar değilde duygularımızın yüksekliği kadar tepki verince, mantık pılını pırtısını toplayıp gidiyor. Meydan duygulara kalıyor ve onlarda ortalığı savaş alanına çeviriyor. Bir de bakıyoruz ki, kendimizi korumak adına girdiğimiz bu mücadeleden yara almış olarak çıkmışız. Çünkü; savaş her iki tarafın da kaybı demektir.

Gururun dış bükey aynasında kendisini görenler, muhatabını sorumluluk koltuğuna oturtur ve hadi başla der. Onu engelleyen gurur sanki karşısında yokmuş gibi. İyiliği ve doğru davranışı şartsız yapmaya kendini hazırlayanlar, ilşikiyi iyiye götürme kahramanı olarak kendi ellerini sıkabilirler. Sevabı kimse bekletmez ve başkasına ikram etmezken, nimet getiren külfeti ya da kısmi zorluğu hep başkasına pas atanlar, kendi gururunun ayakları altında ezilmek zorunda kalacaklardır. Beklemenin erteleyen ve engelleyen yüzünün iyilikleri yok ettiğini bilmek bile, gururu kaldırıp atmaya yetmeli değil mi? Allah’ razı eden davranış ve yaklaşım biçiminin arayışı içinde olmayanlara, yaptığını şirin gösteren dinamikler zaten hep hazırda.

Gurur putunun daha devrilme vakti gelmedi mi? Daha ne zamana kadar sevdiklerimizle aramızın yakınlaşmasını engeleyecek? Sevabı kapı arkasında gün yüzüne ne zaman çıkaracağız? Allah’ın doğru davranan ve sorumluluk bilinci içinde hareket edenlere verdiği müjdeler ne zaman bizinle tanışacak? Karşımızdaki ile inatlaşıp gururlarımızı yarıştırırken ki harcadığımız enerjiyi, daha iyi bir oluşum için kullansak, ne kadar artı bir durumda olacağımızı hiç düşündük mü?

Sistem doğru davranıp doğru yaşandığında huzur ve mutluluk üretiyor. Sizce mutsuz ve huzursuz olmamızın sebeplerinden biri de gururun aklımızın ve inancımızın önüne geçmesi olamaz mı? Eğer doğruların önündeki engelleri kaldırmazsak, hakikat güneşinden mahrum kalan da yine bizler oluruz. Herkes kendi güneşinin önünden çekilirse, bütün yüzler aydınlanacaktır. Bağlayan bilgisizlikten, hür bırakan bilince hicretin nasip olması duasıyla…

Saliha Erdim

Nefsimiz de Guguk Kuşu Gibidir

Posted on 05 Mar 2009 at 3:48pm

Nefsimiz de guguk kuşu gibidir    Guguk kuşunun başka yuvalara yumurtlayıp, yavrularını buradaki ebeveynlere baktırdığını, yavruların diğer yavruları yuvadan attığını biliyor muydunuz? İşte nefsimiz şeytan tarafından gönül yuvamıza bırakılmış yabancı yumurta gibidir. Guguk kuşunu normal hayatta görmemişizdir belki; ama “guguklu saati” biliriz. Saat başı küçük kulubesinden çıkıp “guguk guguk” diye öter. Gerçek hayatta ise guguk kuşunun ötüşünde müthiş bir plan ve insanoğlu için sınırsız ibretler bulunuyor.

Dişi guguk kuşu, yumurtlama vakti geldiğinde adeta zamanla yarışmaktadır. Devamlı uyanık ve dikkatli olan bu kuş, yapraklar arasında gizlenerek, yuva yapan başka cinsten kuş çiftlerini gözler. Daha önceden iyi tanıdığı bir kuş türünün yuva yaptığını görünce ne zaman yumurtlaması gerektiğine karar verir. Artık, yavruya bakacak kuş ailesi belirlenmiştir.

Guguk, bakıcı kuşun yumurtlamaya başladığını görür görmez harekete geçer. Kuş yumurtladıktan sonra yuvadan ayrılır ayrılmaz, hiç vakit kaybetmeden yuvaya gider ve kendi yumurtasını bırakır. Ama burada çok akıllıca bir şey daha yaparak, yuvanın gerçek yumurtalarından birini aşağı atar. Bu, yuvanın sahibi olan kuşun şüphelenmesini engelleyecektir.

Anne guguk kuşu, yavrusunun güvenilir bir hayata atılması için şaşılacak kadar mükemmel bir strateji ve zamanlama yapmaktadır. Çünkü dişi guguk bir mevsimde 1 değil tam 20 tane yumurta yapar. Buna uygun olarak, çok sayıda bakıcı ebeveyn belirleyip, bunları gözetlemesi ve yumurtlama zamanlarını iyi ayarlaması gerekmektedir. Anne gugukların iki günde bir yumurtlamaları ve her yumurtanın yumurtalıkta beş günde oluşması dolayısıyla, kuşun kaybedecek bir dakikası bile yoktur.

On iki günlük bir kuluçka devresi geçirip yumurtadan çıkan guguk yavrusu, 4 gün sonra gözlerini ilk kez açtığında, ona çok müşfik davranan -ama aslında kendisinin olmayan- ebeveynleri ile karşılaşır. Yumurtasından çıkar çıkmaz ilk işi de, ebeveynlerin olmadığı bir zamanda, yuvadaki diğer yumurtaları aşağı atmaktır! Evet, yanlış okumadınız. Fıtri olarak içine yerleştirilmiş bu hareketle yavru böylece kendine “hayat alanı” açmış olur. Bakıcı ebeveynler kendilerinin sandıkları yavruyu büyük bir özenle beslerler. Yavrunun yuvadan ayrılacağı 6. haftaya doğru çok ilginç bir manzara vardır: İki (serçe kadar) anne-baba kuş ve doyurmaya çalıştığı kendinden büyük (kumru kadar) yavru kuş!

***

HİKMET NE OLABİLİR?

Kâinatta hikmetsiz bir şey olmayacağı ve her şey insanın istifadesine ve ibret nazarına sunulduğu için bu noktada düşünmeliyiz: Acaba, guguk kuşu, yavrularını niye başka yuvalara bırakıyor? O yavru daha yumurtadan yeni çıkmış üstü başı ıslakken niye diğer yavruları dışarı atıyor? Acaba hiçbir kuş “kendi başına” böyle bir şey yapabilir mi? Demek ki, insanoğlu için ibret, hayvanlar alemi açısından da bilemeyeceğimiz hikmetler gereği böyle bir şey vuku buluyor.

***

ALACAĞIMIZ DERS NE OLMALI?

Nefsimiz acaba guguk kuşunun bıraktığı yumurta olabilir mi? Eğer kalbimizin, vicdanımızın ve gönlümüzün yuvadan atılmasına göz yumuyor, (belki de kendimiz atıyor!) ve nefsimizi sürekli besliyorsak doğru bir yolda mıyız?

Hayatta bize “Guguk kuşu planı” yapanlar var mıdır? Emek verdiğimiz, para harcadığımız, belki de ellerimizle beslediğimiz bir guguk kuşu yavrusu (kişi ya da kurum), biz görmeden bizim gerçek yavruları yuvadan atıyor olmasın? Her insan hayatındaki guguk kuşlarını tespit ederek yuvasına sahip çıkmalı.

——————————————————————————–

* Guguk kuşu yabancı bir yuvayı gözlüyor. Kendi yumurtasını oraya bırakacak ve yavrusunu bir daha görmeyecek.

* Anne-baba kuş yok ve yuva tam anlamıyla korumasız durumda. Guguk kuşu yavrusuna bir başka kuş annelik yapacak.

* Yumurtadan çıkan guguk yavrusunun ilk işi rakiplerini yuvadan atmak olacak ve yaşam alanını genişletecek.

* Yuvanın sahibi olan anne kuşun beslediği yavru 6. haftanın sonunda, anneden daha büyük bir hale gelir.

MUSTAFA AYDIN

Nemlendirin Cildinizi

Posted on 05 Mar 2009 at 3:34pm

Nemlendirin cildinizi

Yüzünüz, boynunuz ve elleriniz; UV ışınları, makyaj, serbest radikaller, sigara, stres, hava değişimi, yanlış beslenme      

gibi dış etkenlerden en çok etkilenen bölgelerdir. Zamanla yüzünüzde siyah nokta, sivilce, yağlanma, kuruma ya da kırışıklık gibi sorunlar ortaya çıkar. Bunlar cildinizin sinsi ve en büyük düşmanıdır.

Estetik, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. İbrahim Aşkar: “Uygulayacağınız yanlış cilt bakımları ve kullanacağınız yanlış ürünler, beklediğinizden çok uzak sonuçlarla sizleri karşı karşıya bırakır.” diyor ve öncelikle cildinizin tipini belirleyerek uygun cilt bakımını yapmanız gerektiğini söylüyor.

Cildin normal, yağlı, kuru, sivilceli, hassas ve olgun ciltler olmak üzere birçok çeşidi vardır. Kuru ciltler, ince gözeneklidir, yer yer damarlar belirginleşir, genellikle mat ve düzgün bir görünüme sahiptir. Termik ve mekanik etkilere karşı hassas olan kuru ciltler, küçük gözeneklere sahiptir, pul pul dökülme ve kepeklenme görülür. Göz çevresi ve şakaklarda, beyaz-sarı renkte yağ bezeleri oluşabilir. Yağ üretiminin eksik olması nedeniyle, yağ bezlerinde tıkanmalar olur, mila, kapalı komedon, derialtı yağ bezeleri ve kistler ortaya çıkabilir. Bu nedenle, cilt bakımına genç yaşlarda başlamanız ve cildinize uygun bakım yaptırıp, uygun ürün kullanmanız en akılcı olanıdır. Cilt bakımına başlama yaşı yirmili yaşlardır.

Eğer cildiniz kuruysa, bu püf noktlarını gözden kaçırmayın!

• Cilt temizleme sütünü, masajla cildinize iyice yedirerek cildinizi temizleyin.

• Peeling uygulamasını, cildinizin hassasiyeti ve kuruluğundan dolayı granülsüz peeling ile yapın.

• 10-15 dakika, cildinize buhar uygulayın.

• Komedon (akne) pensi ile sıkma işlemini yapın.

• Alkol oranı düşük olan bir tonik uygulayın.

• Nemlendirici özelliği olan maskeler kullanın ve cildinize, nemlendirici serum, ampul ve krem uygulayarak cilt bakımınızı tamamlayın.

alinti

Permalink  |  Tagged with: ,

İslâmî Evlilik Üzerine

Posted on 05 Mar 2009 at 3:31pm

İslâmî Evlilik Üzerine 56

Evlilik nedir, başına İslâmî kelimesinin eklenmesi neyi ifade eder, nasıl bir anlam yükler? Genel mânâda evlilik, bir kadınla bir erkeğin, inançlarına göre meşrû olan bir biçimde karı-koca olmak üzere kurdukları birliktir. İslâm’a göre evlilik, aralarında evlenmeyi engelleyen bir yakınlık veya durum bulunmayan bir kadınla bir erkeğin, şartlarına uygun olarak yapacakları evlenme akdinin doğurduğu hukûkî ve sosyal sonuçtur. Evlilik kelimesinin başına “İslâmî” vasfı getirildiği zaman bu vasfa uygun bir evlilik anlaşılır. Bu vasfa uygun evlilik, amacı, tarafların seçilişi, akdi ve şartları ile İslâm’ın bağlayıcı kurallarına uygun düşen bir evliliktir.

İdeal İslâmî evlilik, nasıl bir şeydir? Bu soru evliliği ideal olan ve olmayan ayırımına tâbî tutuyor. Halbuki genellikle idealle reel, düşünülen ile gerçekleşen, hayal edilen ve beklenen ile elde edilen arasında fark vardır. Bizim burada ideal olan değil, genellikle gerçekleşen ve İslâmî demek için yeterli şartları taşıyan evlilik üzerinde durmamız gerekir. Nasslara bakılırsa İslâm’ın da ideal evliliği değil, asgarî veya ortalama şartları taşıyan, fonksiyonunu yerine getiren, amaca ulaştıran evliliği öngördüğü, bununla yetindiği anlaşılır. Delil olarak eşlere karşı âdil davranma emrini alalım: Allah Teâlâ “Ne kadar isteseniz kadınlarınız arasında tam adâleti asla gerçekleştiremezsiniz…”57 buyuruyor. Eğer ideal olmayan evlilik İslâmî de olmasa ve yapılmaması gerekse idi bunun arkasından “öyleyse evlenmeyin” yasaklamasının gelmesi gerekirdi, halbuki şöyle buyuruluyor: “…. bu sebeple birisine tamamen meyledip diğerini askıdaki gibi bırakmayın…” Buna göre bir erkek, kadınları ile paylaşacağı maddî ve mânevî hayatı, eczacı terazisi gibi bir ölçü ile eşit tutmakla değil, apaçık, objektif, katlanılamaz eşitsizlik ve dengesizliklerden kaçınmakla yükümlü kılınmaktadır. Aynı sûrenin 3. âyetinde de “eğer adâlete riâyet edemeyeceğinizden korkuyorsanız bir kadınla evlenin…” buyuruluyor. Bir kadınla yapılan evlilik birliği içinde de tarafların hak ve adâlete tam (ideal) olarak riâyet etmeleri zordur, aksi de ihtimâl dahilindedir; ama âyet “bu takdirde hiç evlenmeyin” demiyor. İlgili âyetlerin tamamını gözönüne aldığımızda şöyle bir yol çizildiği anlaşılıyor: Evlenirsiniz, denersiniz, aksaklıklara sabır ve tahammül gösterirsiniz, tahammül sınırını aşarsa aile meclisi ve hakemlere başvurarak ıslâh yolları ararsınız, yine de sürdürmek mümkün olmazsa ayrılır, başka eşler edinerek sürdürebileceğiniz bir evliliği ararsınız. Sonuç olarak: İdeal evlilik yoktur, ortalama veya asgarî şartların gerçekleştiği veya mecbûriyetlerin bulunduğu, bu sebeple sürdürülebilen evlilikler vardır.

Kadın ve erkeğin birlikteliğinin meşrû dayanağı olan nikâh öncesinde, sağlıklı bir evliliğin oluşması için nelere dikkat edilmesi gerekir? Küfüv (denklik) neleri kapsar? Erkek ve kadının birer mücahid ve mücahide olmaları, kendilerini böyle adlandırmaları yanında dünyevî donanımların (bilgi, meslekî formasyon, maddî imkânlar, vs.) önemi nedir? a) Sağlıklı bir evliliğin oluşabilmesi için nikâhtan önce dikkat edilmesi gereken hususlar, başvurulması kaçınılmaz, yahut faydalı olan tedbirler vardır: Biri kadın, diğeri erkek de olsa iki insanın ve iki müslümanın, belli şartlara ve sınırlara riâyet ederek görüşmesi, konuşması, tanışması caizdir. Eğer bir kadınla bir erkek, evlenmek maksadı ile tanışmak ve görüşmek istiyorlarsa, şerîat sınırları biraz daha gevşemekte, görülebilecek yerler ve şehvet duyma ihtimâli bulunsa bile bakma konularında ruhsatlar getirmektedir. Şerîatın bu müsâmahası bile nikâhtan önce tarafların birbirini görmesi ve tanımasının ne kadar önemli olduğunu anlatmaya kâfidir. Bu görme ve tanımanın sınırı, ruhsatları aşmamaktır. Umûma açık yerlerde, başkalarının da bulunduğu evlerde, gerektiğinde -bu yerlerde- başbaşa kalarak tarafların birbirini görmesi, konuşması, birbirlerinin dünya görüşleri, zevkleri, evlilikten beklentileri, alışkanlıkları… gibi konularda bilgi alışverişinde bulunmaları elzemdir. Bu ölçüde bir görüşme, konuşma ve tartışma taraflara, sağlıklı bir evlilik birliğinin kurulmasının mümkün ve muhtemel olup olmadığı konusunda yeterli kanâat verir. Bundan ötesi hem gerekli değildir, hem de mümkün değildir. Meselâ günümüzde flört kelimesi ile ifade edilen ve İslâmî sınırları aşan görüşmeler, beraberlikler, âdetâ deneme evlilikleri taraflara, gelecek hakkında -İslâm’ın tecviz ettiği görüşmeden daha çok ve daha kesin- bilgi ve kanâat veremez. Tecrübe göstermiştir ki, evlilikten öncesi ile evlilikten sonrası arasında tarafların duygu ve davranışlarında farklılıklar ortaya çıkmakta, yahut oluşmaktadır. Bu sebepledir ki, flört sonrası evlenen çiftler arasında da birçok geçimsizlik ve boşanma örnekleri yaşanmaktadır. Orta yol, genel bir kanâat elde edecek kadar görüşme ve tanışmadır; bu kadarına da İslâm izin vermiştir, hatta bunu tavsiye etmiştir. b) Kefâet (denklik) şartı yerinde olmakla beraber bu şartın içeriği sabit değildir, değişkendir. Bu sebepledir ki, ilgili tavsiyeler denklik üzerinde durmuş, fakat denkliğin içeriği konusunda kesin, değişmez, detaylı açıklamalar getirmemiştir. Denklik örf ve âdete, tarafların bilgi ve kültür seviyelerine, gördükleri eğitime, benimsedikleri değerler sistemine göre değişik tablolar oluşturmaktadır. Objektif ve bağlayıcı denklik şartları, akdin kuruluş ve sıhhat şartları arasına girmiştir. Müslüman kadına, müslüman olmayan erkek -serveti, makâmı, soyu, boyu ne olursa olsun- denk olamaz (bunların evlenmeleri caiz değildir.) Gene umûmî bir tavsiye olarak Hz. Peygamber (s.a.v.) eş seçiminde soy, güzellik ve zenginlikten önce dindarlık ve ahlâkın aranmasını istemiştir. Din, dîni yaşama ve ahlâk bakımlarından denklik sağlandıktan sonra detaylar, yorumlar, zevkler, beklentiler, kültür seviyesi, sosyal itibar gibi denklik faktörleri aranmalıdır. Bu vasıflarda ve kademelerde denkliğin, sağlıklı ve sürekli bir evlilik birliğinin kurulmasında ihmâl edilemez etkileri ve katkıları vardır. c) Cihadın öncelikli ve herkese farz olanı vardır, böyle olmayanı vardır. Cephede olanı vardır, müslümanın kendi evinde, işinde, eğitiminde ve toplumunda olanı vardır. Birisi Allah Rasûlü’ne (s.a.v.) gelerek hicret ve cihad üzerine and içmek, yeminle bağlanmak (bey’at etmek) istediğini söylemişti, Rasûlullah (s.a.v.) ona, ana-babasının hayatta olup olmadıklarını sordu, hayatta olduklarını öğrenince “Geri dön ve onlara iyi bak, cihadını bu şekilde yap” buyurdu.58 Bir hadîs-i şeriflerinde “Dullar, yetimler ve fakirler için koşuşturan kimseler, Allah yolunda cihad edenler gibidir.”59; bir diğerinde “Mücâhid nefsi ile cihad edendir”60 buyurdular. Kadınlardan birisi kendisinden cihad için izin istediğinde cevabı şöyle oldu: “Sizin cihadınız hacc ibâdetidir.”61 Bu nasslardan ve irşâdlardan hareketle şu sonuca varmak mümkündür: Erkek olsun, kadın olsun mükellef bir müslümanın üzerinde Allah’ın, kendisinin, akrabasının, kocasının, çocuklarının, toplumunun ve insanlığın hakları vardır. Bu haklar çatıştığı zaman da öncelikler vardır. Bu öncelikler kişinin durumuna ve ihtiyaca göre değişir. Bütün bunları hesaba katmadan belli bir cihad çeşidine öncelik vermek ve diğer hakları ihmâl etmek çoğu kez nefsâniyetten kaynaklanır, gösteriş zevkinden güç alır, insanı dünya ve âhiret hayatında hüsrana maruz bırakır. Evlilik Allah’ın emri, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in sünnetidir, iyi niyetle, Allah’a kulluğun bir vesilesi ve gereği olarak yapılan evlilikler bir nevi ibâdettir. Böylesine önemli ve değerli bir birliğin semeresini verebilmesi için taraflarına, karşılıklı yükümlülükler getirilmiştir. Bu yükümlülükleri hakkıyle yerine getirmek bilgi, eğitim, formasyon ve gayret ister. Bunların edinilmesi ve vazifelerin îfâsı Allah’ın rızâsını celbeder. Karı veya koca, öncelikli vazifesi aileye karşı yükümlülüğü ile ilgili iken bunu bırakır, başkalarının da yaptığı ve yapabileceği hizmetler (cihad) peşinde koşarsa, Allah Rasûlü (s.a.v.) ona: “Önce ailene karşı vazifeni yerine getir” buyurur. “Onlar ki verir lâf ile âlemde nizâmı Binlerce teseyyüb bulunur hânelerinde.” beyti de böylelerinin davranış bozukluğunu dile getirir. Normal durumlar için cihad sıralaması: Nefsini yola getirmeye çalışmak, ailesine karşı yükümlülüklerini yerine getirmek, yakından uzağa topluma karşı vazifelerini yapmak, farz-ı kifâye olan İslâmlaşma ve İslâm’ı koruma çalışmalarına katılmak şeklinde olmalıdır. Fevkalâde hâllerde -dînin korunmasını istediği temel değerlerden biri tehlikeye mâruz kaldığında- sıra değişebilir.

Pratikte kadın ve erkek birbirlerine hayatlarında nasıl bir yer biçiyorlar; birinin diğerinin hayatındaki yeri nedir? Pratikte kadın ve erkeğin birbirlerine hayatlarında biçtikleri veya verdikleri yer yine topluma, örf ve âdete, değerler sistemine, kültür ve medeniyet seviyesine, kişiliklere… göre değişkenlik arzetmektedir. “Bir müslümanın hayatında eşine verdiği yer, ayırdığı rol ne olmalıdır?’ sorusuna şu cevabı vermek isterim: Allah’ın kulundan istediklerini yerine getirme konusunda ve mutluluk arayışında en yakın yardımcı, yol arkadaşı ve dayanışma elemanı rolü. Her biri diğerinden, kâbiliyeti ve gücü nisbetinde bu yardımı, dostluğu ve dayanışmayı beklemeli, karşısındakine bu fırsatı tanımalıdır.

Eşlerin uyumu her konuda aynı fikirde olmak mıdır? Ailede çoğulculuk olabilir mi? Bunun sınırlarını belirlemek gerekir mi? Eşlerin uyumlu olmaları, her konuda aynı fikirde olmalarının ne sebebi, ne de sonucudur. Yani eşlerin uyumlu olmaları, her konuda aynı fikirde olmaları sonucunu doğurmadığı gibi, her konuda aynı fikirde olmak uyumlu bir aile hayatının sebebi olmayabilir. Birlik, beraberlik, dayanışma, uyum konularında çokça başvurulan bir ölçü “asgarî müşterek”tir. Evlilik birliği içinde de uyumun şartı olan bir “ortak görüş, düşünüş, zevk ve değerlendirme sâhası” vardır. Bunun din ve imanla ilgili olan kısmını Allah Teâlâ evliliğin sıhhat şartı kılmıştır. Ahlâk ve iffet anlayışı konusunda da “Zînâ eden erkek ancak zînâ eden veya Allah’a başkasını ortak koşan bir kadınla evlenir; zînâ eden kadını da ancak zînâ eden veya Allah’a şirk koşan bir erkek nikâhlar”62 buyurmuştur. Şu hâlde iman ve ahlâkın temellerinde buluşmayan bir çift arasında uyum kurulamaz. Asgarî müşterekin boyutlarını şöyle bir ölçü içinde görmek mümkündür: Dinde tartışma götürmeyen iman, ibâdet, ahlâk ve nizam prensipleri vardır; bunlar icmâ’a konu olmuş ve bütün müslümanlar tarafından benimsenmiştir; bu konularda farklı düşünce ve görüş taşıyanlar arasında uyum kurulamaz. İctihada, yoruma, tercîhe, zevke, tartışmaya açık bırakılan konularda ise farklı fikir ve görüşler hayata renk katar, değişiklik ve zenginlik getirir. Tabîî bunun ön şartı İslâm insanında bulunması gereken hoşgörüdür, gönül zenginliğidir, nefs-i emmâre esaretinden kurtulmuş olmaktır.

——————————————————————————–

56. Yeryüzü, Ekim 1991. 57. Nisâ: 4/129. 58. Müslim, Birr, 5. 59. Buhârî, Nafakat, 1. 60. Tirmizî, Fedâilu’l-cihâd, 2. 61. Buhârî, Cihâd, 62. 62. Nûr: 24/3.

Hayrettin Karaman