Küçükyalı Sahilinde Dört Kurşun5 Yorum

Reklamlar
Tarih 27 Şub 2009 at 11:55am

198_b

Bir toplantı için geldim Küçükyalı’ya.

Trafiği göz önünde bulundurayım derken fazla erken gelmişim.

Sahile indim.

İnsanlar geziniyor.

Kayaların üstünde gezinen adamlar olta atıyor. Küçük balıklar takılmış hep.

Yaşlılar kanepelerde yılın son ikindi güneşinin tadını çıkarmakla meşgul.

Bir adam yüzünü güneşe tutmuş gözleri kapalı.

Kafasının bir yanında boşluk bir yanında doluluk.

Anne ve küçük kız bisikletle yan yana giderken bir yandan da tartışıyorlar hararetle.

Denge hareketi diye buna denir.

Bir baba ve kız sessizce yürüyor yürüyüşü fazlasıyla ciddiye alarak.

Konuşamayacak kadar hızlı. Sonuçta anne-kız değiller.

Baba kız olduklarını nereden mi anladım. Yüzler bu kadar mı benzer.

Yürüdüm kediler ve köpeklerle. Onlar koşmaya başladı ben yürümeyi sürdürdüm. Koşmak istedim. İstediğim zaman koşamam, aslında koşmalı. Beni durduran tam şu anda bastıran şeyler üzerine bir tartışma başladı içimde. Beni durduran tam olarak ne.

Kasım güneşi. Yazarken bile daha önce hiç yazılmamış gibi olağandışı duruyor.

Bir yerlerde gün devrilip gidiyor, hava kararıyor ama günbatımı burada görülmüyor anlaşılan.

Adamın teki Kürtçe küfretti. Kürtçe bilmiyorum ama ağırca bir küfürdü. Yüzü çamur gibi oldu.Arkadaşıyla kırık bir Türkçeyle konuşarak gidiyordu. Telefonu çalınca annesinin dilinde küfretti.

İki delikanlı, saçlar jöleli dikilmiş havaya. Türkçe bir çamur aktı dillerinden. Anladım anladığıma kahrederek. Dillerimiz bozuldu evet. İç dilimiz güzelliğini kaybetti.

Başörtülü bir kadın spor aletlerinde pedal çeviriyor. Umurunda değil kimse. Garipseyen bakışlara aldırmazsan sonunda bakmazlar. Bir aferin benden. Hatta afferin.

Yaşlı adam bacaklarını bir ileri bir geri hareket ettiren bir aletin üzerinde. Telaşe içinde.

Gençlerde bu kadar keyif alma heyecanı yok. Sırtlarını güneşe dönüp biteviye konuşuyorlar.  Anlatmaya değer ne çok şey olmuş bizim bilemediğimiz. Okuldan eve dönen çocuklar olgun ve durgun anlayışla bakıyorlar, çoşkuyla bisiklete binen mütebessim amcalara. Her şey çağa uygun.

Yerde sararmış yapraklar sürükleniyor. Toplayıcıların elinden kaçmış yapracıklar. Ağaçlar bir hizada. Herkese paket mutluluk. Genç kal, sağlıklı ol, bol kahkaha, j vitaminini aldın mı, üzücü haberleri okuma, kendine bir “reiki” ver. Alış veriş yap sıhhat bul. Yere düşen yaprak bir konuşsa, iş bozulacak. Hızla uzaklaştırılıyorlar olay mahallinden.

Her yıl olduğu gibi bu yıl da kızgın sıcaklardan sonra bahar yerine gelen kıştayız. Ara mevsimlerin sonu. Kıyametin başı. Bu gece kalorifer yakanlar olmuş.

Kanepelerde birer kişi. Artık tek yaşamak tek oturmak tek başına uzaklara bakmak salgın hastalık gibi yayıldı.

Boş kanepe. Gözüme kestirip adımlarımı biraz hızlandırdım. Bir yaşlı çift atik ve helecanlı. Hızlanıp oturuverdiler mutlulukla. Sevdim bu hamlelerini.

Yürüyüşe devam. Dönüşte oturup okurum bir şeyler.

Dönüşe kadar bütün kanepeler dolmuş. Güneşin son ışıkları son oturumları.

Denize en yakın kanepe. Bir film karesinden fırlamış gibi. Yalnız bir kadın en uç tarafında. Öteki uç benim için sanki.

Selam verip oturdum. Küçük bir baş hareketi yapıp başını çevirdi öte tarafa. İletişim istemiyor. Ben de. Yan gözle bana bakıyor. Pekala. Birlikte kıyıya yanaşan yolcu vapurlarına deniz otobüslerine kayıklara bakıyoruz. Sonra arkamızdan konuşarak geçen insanlara geçtikten sonra kim ki diye bakıyoruz ilginç sözler duymuşsak.

Kuşlar uçtu.

Fenere baktık.

Limanı oluşturan kayalara baktık.

Aynı atmosferi soluyoruz ama “herkesin bir derdi var durur içerisinde”. Yoksa aynı kayalar kuşlar yolcular yarıklar önümüzde denize düşmemizi engelleyen alçak duvara yazılmış eğri büğrü yazılar. Yazılarda aşk tehdit yalvarma kahretme ve hepsinin üzerine dostluk.

Yazıları okuduk bir süre.

Giyinişimden hoşlanmadı sanırım ilkin. Bir süre çözmeye çalıştı. Nasıl biriyim ki. Tarttı kabaca.  Anladı biraz sanki. Okuduğum kitaba baktı. Adını göremez ki orta sayfalardayım.

“Kadıköy’ün yağmurlu ve puslu sokaklarında hazırlanan bu kitap, herhangi bir şekilde ve özellikle izinsiz olarak iktibas edildiğinde, bunu yapanı takip eder, saçlarının dökülmesine, lemur sürüleri görmesine, derin bir yalnızlığa gömülmesine sebep olur”

Birlikte sessizce gemilere bakmak nereye kadar. Burası Stockholm değil ki. Dayanamaz bizim insan.

Konuşmak istiyor. Fark edemedim önce, başımızın üzerinden neşeyle uçan canlı martılara değil sayfanın içindeki intihara giden lemur sürülerine gömülmüşüm. İyilik yaramaz.

Kadın cebinden bir mendil çıkardı kupkuru gözlerini sildi.

Bunu sık sık yapmaya başladı. Mendili güzelce katlayıp cebine yerleştiriyor sonra çıkarıp yeniden gözlerini siliyordu.

Bakmadan görebiliyordum olanları.

Tekrar sildi gözlerini.

Burada mı oturuyorsunuz dedim artık daha fazla bigane kalamayarak. Evet dedi aşağıdan alarak.

Ben misafirliğe geldim. Bir ev toplantısına geldim ama vakit erken olduğundan zaman geçirmeye çalışıyorum buralarda.

Normalde biterdi bu öykü burada ama…

Dört cumartesi önce sabah on otuzbeşte büyük oğluma dört kurşun sıktılar dedi birden.

Şaka gibi. Kitaplarda yok böyle sersemletici bizi savunmasız bırakan sahneler.

Çok üzüldüm dedim.

Üzülecek bir şey haklısınız anlamında başını salladı.

Öldü mü diye soramadım.

Kuru gözlerini sildi. O anda bacaklarına takıldı gözüm. Ne kadar varis dolu. Mosmor damarlar neredeyse çıkacak derinin altından. Ayakta haddinden fazla iş gördüğü belli.

Ne diyeceğimi bilemedim. Oğlu ne iş yapıyordu neden başına geldi bu iş.

Bir kez daha hazırlıksız yakaladı beni bu şehir.

Yıldız Ramazanoğlu – Timeturk.com

Beğendim!
0
Bunu da okumak ister misin

5 Yorum

  1. Kadın olmak gerçekten zor. Allah yardımcıları olsun.

  2. nakşibend

    çok güzel bir yazı olmuş,ellerine sağlık.hayatı ayrıntılarda yakalamak bir yazarın en büyük yeteneği bence
    istanbul…iyiyi de kötüyü de en alasıyla kendinde bulunduran şehir.bir yanda en şerli din düşmanları,islam aleyhine çalışanlar,bir yanda ALLAH DOSTLARI.İstanbullu değilim,ama bir yanım orda.güzeller güzeli şeyhim,sünnet-i rasulün yılmaz savunucusu efendim orada.o yüzden seviyorum istanbulu.bence hiç üzülme,ben inanıyorum,onun ve onun gibi istanbulun yüreğini fetheden Allah dostlarının yüzü suyu hürmetine istanbul manen ihya olacak.

  3. selen

    benim kalbimde istanbullu 3sene burda ilim ögrendikten sonra 1yıllına hocalık için istanbula gitcem ama korkuyorum biryanım gitme diyor dier yandan kalbim oralı
    benim seyhım seyhimiz istanbullu,

  4. Selen neden korkuyorsun? ilim ögrenmekten daha güzel daha faydali, hayirli sey ne olabilir ki, heleki sonunda hoca olmak varsa… Böyle hayirli bir ise kalkisirken seni ancak seytan oyalar, umarim ona kulak asmazsin…

  5. selen

    ailemden memleketimden uzakta kalcam talebelikte kolay degil nefse agır geliyor ama inşallah giderim istanbula daha 3 yıl var gitmeme inşAllah giderim.

Yorum yapmak ister misin?