Şubat, 2009

Peygamberimiz ve Çocuklar

Posted on 28 Şub 2009 at 7:59pm

Peygamberimiz ve Çocuklar Çocuklarımızı geleceğe hazırlarken, ona güzel ahlak prensiplerini kazandırarak, temel dinî bilgileri öğreterek işe başlamak gerekir. Bu durum, bir ebeveynin çocuklarına karşı yerine getirmesi gerekli olan görevlerinin en önemlisidir.

Muhterem Müminler,

Bugünün çocuk yaşta olanları, geleceğin büyükleri olacaklardır. Kur’an’ımız işte bu çocuklarımız için “Dünya hayatının süsü” buyuruyor. Çocuklarımız, yarınlarımıza yön verecek ciğerparelerimiz ve en değerli varlıklarımızdır. Onun için de bu değerli varlıkların ellerinden tutarak, onları yaşayacakları çağa hazır hale getirmek en mühim hedeflerimizden biri olmalıdır. Genç nesillerine sahip çıkamayan milletler ve toplumlar, bunun bedelini çok ağır bir şekilde öderler. Onun için de geleceğimizin teminatı olan çocuklarımızı, kendilerinden umduğumuz ve beklediğimiz şeyleri gerçekleştirecek vasıf ve niteliklere sahip insanlar olarak yetiştirmemiz gerekiyor. Bunu ise öncelikle sevgi, şefkat ve merhametle onlara sahip çıkarak gerçekleştirebiliriz. Zira onların herşeyden önce sevgi, şefkat ve merhamete ihtiyaçları vardır. Sevgili Peygamberimiz (as) çocuklara karşı sergilenecek sevgi, şefkat ve merhameti adeta dini oluşturan temellerden birisi saymış ve bir mübarek sözlerinde, şöyle buyurarak çocuklara karşı sevgi ve merhametle yaklaşmayanları tehdit gibi uyarıda bulunmuştur: “Küçüklere merhamet etmeyen… bizden değildir…”(Tirmizi, Birr, 15) Peygamber Efendimiz (as), böyle buyurmakla çocuklarımızı yetiştirme konusunda, onlara olan muamelemizin temeline merhamet unsurunu yerleştirmiştir. Peygamber Efendimiz (as), çocuklara karşı gösterilmesi gerekli olan sevgi ve merhameti sadece sözlü tavsiye ile de bırakmamış bizzat fiili olarak da ashabına göstermiştir. Bu cümleden olmak üzere Bir gün torunu Hz. Hasan’ı öptü. Yanında sahabeden biri vardı. Dedi ki: “Benim on çocuğum var, hiçbirini öpmedim.„ (İbn Hanbel, Müsned, 25) Bunun üzerine Peygamberimiz Efendimiz (as), “Merhamet etmeyene merhamet olunmaz. İnsanlara merhamet etmeyene Allah da merhamet etmez” (Buhari, Edeb, 18) buyurdu.

Değerli Müminler,

İnsanlar arasında oluşan bağların en güçlüsü sevgi yoluyla atılan bağlardır. Bu sebepledir ki, Peygamberimiz, sevdiğimiz kimseye bu duygumuzu ifade etmemizi tavsiye etmiştir. Onun için de çocuklara karşı duyulan sevgi ve merhamet duygusunun bir şekilde onlara hissettirilmesi gerekir. Bunu da yine en güzel şekliyle Hz. Peygamber’in hayatındaki uygulamalarda görüyoruz. Peygamber Efendimiz (as)’in yanında büyümüş ve Peygamber (as)’dan terbiye eğitimini almış olan Hz. Usame b. Zeyd (ra) şöyle anlatıyor: “Allah’ın elçisi beni bir dizine, Hasa’’ı diğer dizine oturtur ve bizi bağrına basarak şöyle derdi: Allah’ım! Bunlara rahmet ve mutluluk ihsan eyle. Ben bunların hayır ve mutluluklarını diliyorum.” (Tirmizi, Birr,15) O Yüce Rasul-ü Zişan, zaman zaman da çocuklarla oynar, (Zebidi, Tecrid Terc. Xll,12) özelikle kız çocuklarına özel ilgi, sevgi ve şefkat gösterirdi. Karşılaştığı çocuklara selam verir, onların hal ve hatırlarını sorardı. (Zebidi, Tecrid Terc. X,309) Çocukları okşar, sırtına alır, bağrına basar, onlarla şakalaşırdı. (Buhari, Edeb, 81,İstizan, 15)

Aziz Kardeşlerim,

Çocuklarımızı geleceğe hazırlarken, ona güzel ahlak prensiplerini kazandırarak, temel dinî bilgileri öğreterek işe başlamak gerekir. Bu durum, bir ebeveynin çocuklarına karşı yerine getirmesi gerekli olan görevlerinin en önemlisidir. Bu ise, çocukların ana ve babalarından alacağı haklardandır. Yine Sevgili Peygamberimiz Efendimiz (as), “Bir baba evladına iyi bir terbiyeden daha güzel bir miras bırakamaz” (Buhari. 22; İbn-i Mace. Edeb, 3) buyurmuştur. Çocuklarımız arasında ayırım yapmama ve onlara adil davranma konusu da, çocuklarımızın yetiştirilmesinde temel esaslardandır. İslam, bu konu üzerinde önemle durmuş, bizzat Peygamberimiz (as), “Çocuklarınızın arasında adil olunuz” (Tirmizi. Birr, 33) buyurmuştur. Çünkü aksi yöndeki davranışlar, onların ruhlarında olumsuz ve tahripkâr etkiler bırakır. Öyle ise, çocuklarımıza karşı yerine getirmemiz gereken görevleri yerine getirirken takınacağımız tavırlara dikkat etmeliyiz. Onun için de Peygamberimizin tavsiye ve uygulamalarına yer vermeliyiz. Biz Peygamberimizi örnek almalı ve çocuklarımıza da örnek olarak Peygamberimizi tanıtmalıyız. Cenab-ı Hak çocuklarımızı ve gençliğimizi hayırlı nesillerden kılsın ve onları dünya ve ahirette mesut ve bahtiyar eylesin!

IGMG İrşad Başkanlığı

Yemek pişirmek için 20 farklı öneri

Posted on 28 Şub 2009 at 7:38pm

Herkes yemek pişirebilir ama bazılarının pişirdiği tadından yenmez! Yemek pişirmek öyle bir meziyet ki kimilerine göre bir sanat.

1. Sebze yemeği yaparken, bir kilo sebzeye iki yemek kaşığı sıvıyağ koyun. Etli sebze yemeklerinde ise dışardan yağ ilavesi yapmanıza gerek yok.

2. Pişirirken yağda kızartma, kavurma yerine haşlama, fırında ızgara veya sulu ısıda pişirme yöntemlerini kullanabilirsiniz.

3. Yemeklere lezzet vermek için sadece yağa ve sosa odaklanmayın. Sebze ve baharatlarla farklı tatlar yaratın.

4. Sos ve çorbaları krema yerine düşük yağlı sütle pişirin.

5. Evde tuzu ve yağı daha az tüketmesi gereken birey varsa herkese aynı tencerede yemek pişirin. Daha sonra bir miktar ayırıp tuz ve yağ ilave edin.

BİR DE FIRINLAYARAK DENEYİN

6. Kurabiye ve keklerde şeker yerine kuru meyve veya az miktarda pekmez deneyin.

7. Dondurulmuş patatesi kızartmak yerine bir de fırınlayarak deneyin.

8. Yemek pişirmeye zamanınız yoksa sebzeyi haşlayıp salataya karıştırın veya yoğurtla deneyin.

9. Kek ve ya kurabiyelerde yağı azaltmak için yağsız süt tercih edin.

10. Izgaranızı sadece et, tavuk ve balık için değil, domates, biber, kabak, mantar, soğan dahil tüm sebzeler için deneyebilirsiniz.

POSALARI KEKE İLAVE EDİN

11. Tavaya yağ koymadan pişirme yapmak istiyorsanız biraz su damlatın ve kısık ateşte pişirme yöntemi uygulayın.

12. Fırında yağsız pişirme için yağlı kağıttan faydalanın.

13. Tavuğu haşladıktan sonra suyunu, üzerindeki yağı alıp daha sonra sebze veya çorbalarınıza ekleyebilirsiniz.

14. Katı meyve veya sebze sıkacağından çıkan posayı keklerin içine koyarak posa tüketiminizi artırabilirsiniz.

15. Bir yumurta ve iki yumurta beyazını karıştırın. Tavaya yağ yerine çok az su koyup sebzelerle beraber pişirin.

KURU MEYVELERDEN TATLI

16. Çay saati canınız börek isterse bir yufka içine üç yemek kaşığı lor peyniri, biraz maydanozla gözleme şeklinde dörde katlayın. Bir tatlı kaşığı zeytinyağla üç yemek kaşığı light yoğurdu üzerine sürün ve teflon tavada hafif ateşte iki yüzünü pişirin.

17. Pirinç yerine bulgur tercih edin. Glisemik indeksi düşük olan bulgur, kan şekeri seviyenizi dengeler, içerdiği lif ve proteinler pirince göre daha yüksektir. İki yemek kaşığı bulgur bir ince dilim ekmeğe eşittir.

18. Hamurlu ve yağlı tatlılar yerine meyveleri fırınlayın veya kuru meyvelerle tatlı yapmayı deneyin.

19. Meyve suyundan gelen kaloriyi azaltmak için sulandırın .

20. Domates ve soğanı yemeklerde bol kullanın. Kalori değeri düşük, su oranı yüksek olduğu için doyurucudur ve antioksidant kapasitesi yüksek.

Alıntı

Şifa Evlilikler

Posted on 28 Şub 2009 at 7:18pm

Yaşam kimi zaman tatlı, kimi zaman acı sürprizler hazırlar sizin için. Mutlulukları, güzel anları paylaşmak güzeldir, sevdiklerinizle ve özellikle de eşinizle! Paylaştıklarınız mutluluk verici olduğunda böyle anlardan zevk aldığınızı, huzur duyduğunuzu fark edersiniz, birlikteliğinizle! Bazen de tam tersi durumlar yaşanır; insan acılar, sıkıntılar içinde boğulur. Böyle durumlarda bireyler kendi kişilik yapılarına göre sıkıntılarını giderme yollarını tercih ederler;

—Sorunlarını eşine ya da çevresindeki insanlara yansıtmayarak kendi içinde yaşayıp, geçiştirme yolunu seçenler,

—Sorunlarını paylaşırken tüm öfkesini, sinirini eşinden çıkararak çözümleme yolunu seçenler,

—Ve mutluluklarını paylaşırken gösterdiği samimiyeti huzursuz olduğu hallerde de gösterebilip eşi ile paylaşarak birlikte çözüm yolu bulmaya çalışanlar.

Hayatta karşılaştığınız olayları eşinizle paylaşırken sergilemiş olduğunuz tutumunuz, onunla sizin aranızdaki iletişimin gücünü ve değerini ortaya koyacaktır;

Yaşama karşı duyduğunuz huzursuzluğun onunla huzura dönüştüğünü hissediyor ve  ‘iyi ki varsın!’ demenin keyfini yaşayabiliyorsanız ‘ruhunuza şifa’ bir evlilik yaşıyorsunuz demektir. İş mücadelesi içinde başarılı olduğunuz anlarda olduğu kadar başarısız olduğunuz anlarda da kendinizi değerli hissetmenizi sağlayacak bir eşe sahipseniz ve kendinizi bulma yolunda onun ‘ışığınız’ olduğuna inanıyorsanız ‘iç dünyanıza şifa’ bir eşe sahipsiniz. Hayatın temposu yüzünden yorgun düşmüş bedeninizi onun yanında dinlendirebilip onun yanında tüm ağrılarınızı dindirebiliyorsanız ‘bedeninize şifa’ bir eşe sahipsiniz. Maddi açıdan sorunsuz olduğunuz dönemlerde olduğu kadar sorunlu olduğunuz dönemlerde de birbirinize karşı aynı güzel duruşu sergileyebiliyor, hatta evde bulunan iki patatesi büyük bir nimet sayıp, pişirdiğiniz bu güzel yemeğe de ‘sevgi patatesi’ adını koyabiliyorsanız ‘hem bütçenize, hem midenize şifa’ bir evliliğiniz var demektir. Yaşanacak en anlamlı, en güzel duyguları onunla yaşadığınızı hissediyor; onunla sevginin formülünü ve aşkın iksirini keşfedip tüm hayatınıza yayıldığını hissediyorsanız, üstelik bu büyünün uzakta ve yakında aynı derecede hissetme becerisine de sahip olmuşsanız ‘aşkınıza şifa’ bir eşe sahipsiniz. Bütün bu değerlere birlikte, sizin için birçok konuda şifa olduğunu düşündüğünüz bir eşe ve onunla oluşturduğunuz bir evliliğe sahipseniz bu güzelliğin devamı için bazı şeylere dikkat etmelisiniz;

Öncelikle böyle bir eşin sizin için bir nimet olduğunu bilmeli ve bu nimete olan değerinizi ona karşı göstereceğiniz özel ilgi ile belli etmelisiniz. Bu özel ilgiyi kısa süreli bile olsa sadece ona ayırdığınız bir zaman içinde göstermelisiniz. Birlikte geçirdiğiniz her anı onu ve onun sevgisini kaybetmeden, özel olduğuna inanmalı ve ona karşı olan hislerinizi anlatan cümleleri kurmaktan çekinmemelisiniz. Sizin eşinize göstereceğiniz değerle kendi değerinizin de artacağını bilmelisiniz. Yüreğinizin böylesine sevgiyle dolu olduğu birlikteliğinizde ona duyduğunuz güvenin ve onun size duyacağı güvenin sizin için anlamını dile getirmelisiniz. Yaşam mücadelesi içinde asıl öznenin ‘eşiniz’ olduğunu hissettirmelisiniz.

Unutmayın ki, size şifa olduğuna inandığınız bir evliliğe sahip olduğunuzu düşünüyor ve bu şifayı kaybetmemek için elinizden gelen gayreti gösteriyorsanız, siz de eşiniz için şifa bir eşsiniz!

Yüreğinize, bedeninize ve ruhunuza şifa olabilecek bir eşle yaşamın en güzel hazinesine sahipsiniz.

Betül Erdoğan

Bebek Patikleri

Posted on 28 Şub 2009 at 7:00pm

Bebek Patiklerine bakarmisiniz ne kadar sirin ne kadat tatlilar oy oyy. Nette dolanirken baktim ve eklemek istedim…

Benim böyle bir kabiliyetim yok, bari yapabilenler yapsinlar cocuklarina… Yarin birgün biz napcaz onu merak ediyorum…

Bebekler taklit ederek öğrenir

Posted on 27 Şub 2009 at 11:05pm

Bebekler taklit ederek öğrenir İnsan bedeni ve zihni, bilim insanlarının yüzyıllardır en çok merak ettikleri ve üzerinde araştırma yaptıkları konuların başında gelir. Sınırları zorlayan düşünceler, hayal gücü, yaratıcılık… Ezber bozan gerçeklere erişebilmek, sıradanın dışına çıkıp fark yaratabilmek… Yapılan araştırmalar, erken çocukluk döneminin insanın en hızlı öğrendiği dönem olduğunu göstermekte. Her bebek Einstein olacak diye bir şey yok ama doğru iletişim, zengin uyaran ve sevgi dolu bir eğitimle bebeğinizin zihinsel gelişimini etkileyebilirsiniz.

Yeni doğmuş bir bebeğin dünyayı algılama ve iletişim kurmadaki tek aracı ağlamadır. Refleks olarak ortaya çıkan bu iletişim zamanla bilinç kazanır. Refleks; ağlama, düşünme ve idrak etme yeteneğine dönüşür. Bebeğin gelişimi merdiven basamaklarına benzetilebilir. Bebek her gelişim katına yeni şeyler öğrenerek, yeteneklerini artırarak çıkar. Eğer bebeğin çevresiyle etkileşimi yoğunsa kendisine sunulan uyaranlar yaşına uygun bir zenginlikteyse bu gelişim katlarını daha fazla yetenekle tırmanacak ve bir sonraki basamakta öğrenecekleri daha fazla olacaktır.

İLK AYLARDA BEBEĞİNİZ VE SİZ

İlk defa bebek sahibi olan anne babaların ortak sorularından biri “Bebeğimle ilk ay neler yapabiliriz?”dir. Bu sorunun cevabı onu sık sık kucağınıza almanız ve sevmenizdir. Çünkü ilk ay bebek için düzene girme, anne baba için ayarlama ayıdır. Bu ayda bebek büyük kas gelişimini de fazla göstermeyeceği, refleksleriyle hareket edeceği için anne babasının sevgi ve ilgisinden başka bir şeye fazlaca ihtiyaç duymaz. Ancak bebeğe gösterilen bu ilgi aynı zamanda onun ihtiyaçlarına yönelik verilen bir cevaptır. Acıkan, altını pisleten ya da rahatlamak için ağlayan bir bebeğin ihtiyaçlarını bekletmeden ve aynı tutarlıklıkla cevaplayan ebeveynler bebeğe doğru mesajı da vermiş olur. “Acıkıyorum, ağlıyorum, kucağa alınıp karnım doyuyor. Üşüyorum, ağlıyorum, kucağa alınıp ısınıyorum. Kendimi rahatsız hissediyorum, kucağa alınıp rahatlatılıyorum.” gibi sıralamayı yavaş yavaş çözmeye başlayan bebek, neden-sonuç ilişkisini, kendini güvende hissetmeyi öğrenir. Böylece başlangıçtaki ağlama refleksi, düşünme ve idrak etme yeteneğine döner.

HER ŞEY GÖZ TEMASI İLE BAŞLAR

Yeni doğmuş bir bebek görür ancak görüş mesafesi sınırlıdır. Emziren anne ile bebeği arasındaki uzaklık bu mesafeyi en iyi tarif eden örnektir. Bebekler yüzlere bakmaktan hoşlanırlar, özellikle tanıdık yüzlere… Onun sakin, sessiz, az da olsa dikkatli olduğu anlarda yüzünüzü 20-25 cm mesafede ona yaklaştırarak yüz oyunu oynayın. Yüzünüzün kıvrımları, gözleriniz, ağzınız onun için dikkat çekicidir. Çok hızlı hareket eden yüz ifadeleriyle daha az ilgilenirler. Hatta anne baba bebeğiyle yüz seçme oyunu oynarsa, oyunu babanın kazanma şansı fazladır. Bunun nedeni ise yüzdeki açık koyu zıtlığı, sakal bıyık farkıdır. Bebekler ilk aylarında en çok anne babalarının yüzlerine, içinde siyah beyaz zıtlıklar olan nesne ve şekillere ilgi gösterirler. Bebeğinizin dikkatini çekmek için; • Bebeği dik pozisyonda tutun. • Bebeğin sakin ve sessiz dikkatlilik döneminde olmasına dikkat edin. • Mesafeyi ayarlayın. • Yavaş, ritmik ve yüksek tonla konuşurken hareketli yüz ifadeleri (kocaman göz ve ağız hareketleri gibi) kullanın. Yapılan araştırmalar uyarılarına yeteri kadar cevap verilmeyen bebeklerin zihninin çok fazla zenginleşmediğini düşündürtüyor. Bebeğinizin size verdiği işaret ve uyarılara tepkisiz kalırsanız o da nasıl bir cevap alacağını bilemez. Beklediği cevap için zihninde bir sahne geliştiremez.

AYNA ANNELER

Yüz taklidi oyununda bebeğinizin yüz ifadeleri aslında sizi yansıtır. Bebek kaşlarını çattığında, ağzını ya da gözlerini kocaman açtığında siz de farkında olmadan onu taklit eder, aynı hareketleri yaparsınız. Bu oyun bebeğe yüzünü annesinde görme fırsatı verir. Bebek gelişim uzmanları annelerin bebekleriyle iletişimlerinde ayna vazifesi görmelerinin bebeğin kendini tanımasında güçlü bir etkisi olduğunu belirtmektedirler.

YÜZ YÜZE OYUNU

Bebeğinizin sakin ve sessiz olduğu bir anda yüzünüzü en iyi görebileceği mesafeyi ayarlayıp (20-25 cm) yüz yüze durun. Yavaşça dilinizi çıkarabildiğiniz kadar dışarı çıkarın. Bebeğinize bu tuhaf hareketlerinizi tekrar edebilmesi için zaman tanıyın, sonra 3-4 kere aynı hareketi tekrar edin. Bebeğiniz dilini dışarı çıkarmaya başladığında ya da çalıştığında, bunu hafızasına kaydettiğini anlamalısınız. Aynı oyunu ağzınızı kocaman açarak veya dudaklarınızın şeklini değiştirerek oynayın. Yüz ifadeleri bulaşıcıdır. Bebeğinizin sizin esneme taklidinizi bile yapmaya çalıştığını görebilirsiniz.

Dünyayı görmesi için gezdirin, dik tutun

Bebekler genellikle sürekli kapalı yerlerde durmaktan sıkılırlar. Beraber dışarı çıkın. Ritmik hareketlerle yürüyün. Ağaçlara, bulutlara, çiçeklere, otomobillere, kedilere bakabilmesini sağlayın. Sürekli yatan bebekler çevreleriyle ilişki kurmak için görsel ve kas yeteneklerini gerektiği kadar kullanamazlar. Bu yüzden ana kucakları ya da kucakta dik tutuş onların dünyayı algılamalarında etkili pozisyonlardır. Uyanık olduğu gündüz saatlerinde onunla konuşun, mimiklerinizi el kol hareketlerinizi izlemesine fırsat tanıyın. Bebeğiniz sizi dinler ve anlar

Anneler bebekleriyle konuşurken doğal ve yapmacıksızdır. Sezgisel olarak hafif tempolar ve yüz ifadeleriyle anneliklerini konuştururlar aslında. Onlar ses perdelerini yükseltirler, ana hecelerin üstüne basarak konuşurlar. Konuşurken ağızlarını, gözlerini kocaman açarlar, yüzlerini şekillendirirler. Annelik konuşmasının kalitesi bebeğin dinleme yeteneğine ve gelişimine kendiliğinden uyar. Bebeğin dikkatine göre yavaşlar ya da hızlanır. Bebeğin mesajı aldığından emin olmak için anneler sezgisel olarak sesli harfleri uzatır. Annenin nasıl söylediği ne söylediğinden daha fazla önem kazanır. Annelerin yavaş, yükselen, alçalan durma ve başlamalarla yaptıkları konuşmalar bebekte bir sonraki konuşmaya geçmeden önce her kısa ses paketini belleğine iletmesi için zaman tanır. Bu, bebeğin en erken konuşma dersidir. Anne onun dinleme yeteneğini de geliştirir. Bebek bu erken yetenekleri biriktirir ve konuşmaya başladığında bu öğrendiklerini kullanır.

Bebeğinizle konuşurken; • Gözlerine bakın. • İsmiyle seslenin, konuşurken ismini tekrar edin. • Konuşurken gülümseyin. • Konuşmalarınızı canlı tutun. • Soru cümleleri kurun. • Yaptığınız şeyleri anlatın. • Bebeğin devam et ya da artık sus işaretlerine dikkat edin. • Bebeğinize konuşmaya katılması için zaman verin. • Bebeğinizin size verdiği cevapları ve sesleri tekrar edin. • Bebeğe kitap okuyun. • Şarkı söyleyin, birlikte müzik dinleyin.

annebebek.com.tr